Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İKİ hafta sonra İran'da başkanlık seçimleri yapılacak. Hazır alkol yasası nedeniyle "İran mı oluyoruz?" sorusu yeniden gündeme gelmişken komşuda neler olduğuna bakmakta yarar var. Gerçi İran'da devrim zamanından beri canı içki içmek isteyenlerin içki bulmak konusunda pek sıkıntı yaşamadıkları biliniyor. Bu tür yasaklarla yalnızca, dincilikle malul diğer ülkelerde de yaşandığı gibi, insanlar ikiyüzlülüğe, riyakârlığa, sahte bir ahlakçılığa mahkûm edilmiş oluyor.

        Dini lideri Ayetullah Hameney tarafından demokratik özellikleri giderek daha fazla tırtıklanan İran'ın iş kötü alışkanlıklara geldiğinde birinci derdi alkol de sayılmaz zaten. Dini metinlerde açıkça zikredilmediği için olsa gerek eroin, amfetamin kristalleri ve benzeri uyuşturucular pek revaçta. Ülkedeki kötü yönetimin ve giderek şartları ağırlaşan ekonomik ambargonun yarattığı yoksulluk koşullarında uyuşturucu müptelalığı ve onunla birlikte şiddet ve suç hızla yayılıyor.

        Dünya Uyuşturucu Raporu verilerine göre İran dünyada en yüksek sayıda eroinmanın yaşadığı ülke. Resmi rakamlara göre uyuşturucu bağımlılarının sayısı 2 milyonun üstünde. Gerçek sayı bundan da yüksek olabilir. "Amfetamin kristal met" denilen uyuşturucuyu bulmanın ekmek bulmaktan kolay olduğu söyleniyor.

        Dinle dünyevi meseleler iç içe geçtiğinde her dönemde, her ülkede rastlanan bu tür durumun ötesinde İran'ın asıl siyasi derdi İslam Cumhuriyeti'nin giderek daha despotik ve totaliterliğe yakın bir kimliğe bürünmesi. 2009 başkanlık seçimleri bu bakımdan İslam Cumhuriyeti açısından bir dönüm noktasıydı. Seçim sonuçlarını etkilemek için yapılan müdahaleler, bu müdahaleleri protesto eden "Yeşil Hareket" üyelerine reva görülen ağır baskı ve işkenceler nedeniyle rejim ciddi oranda meşruiyet kaybetmişti.

        (Türkiye, hileli bir şekilde ikinci kez başkan seçildiği seçimlerden sonra Mahmud Ahmedinejad'ı ilk kutlayan ülkeydi. Bunun ve özgürlükleri için eli kanlı bir rejimle mücadele eden İran halkının hukukunu tek kelimeyle dahi savunmamış olmanın utancını o zamandan beri taşıyor).

        2009 seçimlerinden sonra bir zamanlar kendi kuklası olsun diye seçtirdiği Ahmedinejad'ın kendi başına buyruk davranmaya başlamasından pek hazetmeyen dini lider Ali Hameney, son 5 yıl zarfında iktidarı iyice kendi tekeline aldı. Her konuda son sözü söyler hale geldi. Devrim Muhafızları ile yaptığı işbirliği sonucu mülayim siyasileri, reformcuları susturdu. Yeşil Hareket sindirildi. 2009 seçimlerinin galibi olduğuna inanılan Mir Hüseyin Musavi, eşi Zehra Nehravar ve diğer reformcu aday Mehdi Kerrubi 700 gündür ev hapsindeler.

        Hameney bu kez 2009 benzeri sürprizlerle karşılaşmamak için işi baştan sıkı tuttu. Tamamen kendi denetiminde olacak bir başkan istiyor. Bu şekilde hem nükleer programı hem de Suriye'ye verilen koşulsuz desteği sürdürecek. Eski başkanlardan Muhammed Hatemi aday olacağını ihsas ettiğinde bu nedenle ağır saldırılarla karşılaştı, tehditler aldı. Aday olmadı. İran seçimlerinde adaylar Şûra-yı Nigehban (Anayasayı Koruyucular Konseyi) tarafından elemeden geçiriliyor. Bu konsey Ahmedinejad'ın dünürü Rahim Meşaiyi ve son dakikada adaylığını koyan eski başkanlardan Haşimi Rafsancani'yi veto etti.

        Hatemi'nin de desteklediği Rafsancani'nin ciddi halk desteği gören adaylığı, İran'ın normalleşmesi ve dünyayla daha barışık yaşaması için son bir şans diye görülüyordu. Hameney eski sadık dostu Rafsancani'yi veto ettirip ön plana tamamen kendi güdümündeki eski nükleer müzakereci, Irak savaşı gazisi ve dökme sertlik yanlısı Sait Celili'yi çıkardı. Rejimin tercihi belli oldu.

        Dünya bu seçimlerden sonra daha katı, daha mücadeleci, daha despotik ancak o oranda da daha az meşruiyete sahip, orta sınıflarına yabancılaşmış bir İran ile uğraşacak. Bunun gelecek açısından hayırlı bir senaryo olduğunu söylemek güç.

        Diğer Yazılar