Mısır'da isyan meşruiyet demokrasi
Eğer Müslüman Kardeşler demokrasi anlayışında ikiyüzlü, baskıcı, yönetim becerisinden nasibini almamış, kafayı sürekli komplolara takmış, azınlık haklarına ya da hukuk devleti ilkelerine saygı türünden kaygıları pek duymamış, kendi içinde bölünmüş, yeraltı günlerinin izlerini silmeyi becerememiş hafif paranoyak bir örgüt olmasaydı; Mısır sorunları çözülmesi imkansıza yakın zor, toplumu parçalanmış, siyaseti yönünü bulamamış bir ülke olmasaydı; bir önceki rejim kurumsal bir enkaz miras bırakmış olmasaydı; isyan sonrası kurulan yönetim nedeniyle çıkarları bozulan iş çevreleri, derin devlet ve onların uzantıları sansar gibi pusuya yatmış olmasalardı; canını tehlikeye atarak Tahrir'e giden delikanlılar, dibine kadar muhafazakar bir toplumun normlarını zorlayarak büyük bir cesaretle o delikanlıların yanında yer alan genç ve yaşlı kadınlar derin bir aldatılmışlık duygusuyla isyanı yeniden başlatmak gereğine iman etmiş olmasalardı; gelirleri düşen, ekmek bulamayan işçiler ve çalışanlar tahammül sınırlarının aşıldığını düşünmüş olmasaydı; Mısır'daki muhalefet haklılığı tartışılmayacak şikayetlerine rağmen kendi iç çatışmaları, beceriksizliği, lidersizliği, sorumsuz isyancılığıyla demokratik sistemin meşruiyetini zorlayan yollara ve taleplere başvuruyor olmasaydı; bugün Mısır halkı, tarihinin ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminin ve Muhammed Mursi'nin Başkan seçilmesinin kutlamalarıyla coşacaktı.
Bunun yerine, polis şiddetine, üzerlerine gelen deve ya da atlara binmiş Mübarek rejiminin hempalarına karşı, barışçı bir tutumla, inançla ve her şeyi paylaşarak dünyaya Tahrir Meydanı destanını armağan etmiş olanların ülkesi burnundan soluyor. Nasıl sonuçlanacağı kestirilemeyen bir günün sabahına bölünmüş, öfkeli ve kavgaya hazır bir ruh haliyle başlıyor.
30 Haziran günü kanlı bir şekilde biterse, kavganın tarafları demokratik bir rejimi yaratmanın asgari koşullarını korumak için gayret göstermezlerse Mısır'ı kara günler bekliyor demektir.
Demokrasi üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. 24 Haziran'da Müslüman Kardeşlerin iktidarı sağlama almak için büyük bir riyakarlıkla eskisinden bile daha fazla imtiyazla donattıkları ordunun kabinedeki temsilcisi Savunma Bakanı Abdülfettah es Sissi ilk salvoyu savurdu. Ordunun ülkenin kaosa sürüklenmesine kayıtsız kalamayacağını, altı gün içinde tarafların meselelerini halletmesi gerektiğini söyledi.
Bugünün bir provası Cuma günü yaşandı. Kahire sakindi ancak İskenderiye'de birisi fotoğraf çeken Amerikalı öğrenci olan üç kişi öldü. Sahaya çıkanların muhalefet tarafında Tamarrud (isyan) hareketi var. Kamuoyundaki desteği yüzde 28'e düşen sakil Cumhurbaşkanı Mursi'nin Müslüman Kardeşleri ve müttefikleri ise kendilerine Tagarrud (Tarafsızlık) hareketi diyorlar.
Bir bakıma bu kavgada devrimci meşruiyetin karşısında seçimlerin meşruiyeti var. Bütün despotluğuna, kendisine olağanüstü yetkiler vermeye çalışmasına, sivil toplum örgütlenmesini boğmaya çalışmasına, her köşeye partisine yakın adamları atamaya kalkmasına, ülkedeki güvenlik ortamını düzeltmemesine, atması gereken ekonomik reform programlarını toplumsal tepki korkusuyla ertelemesine, orduyla dans etmesine, kendisine yakın işadamlarını iyice kayırmasına, toplumun kendisine oy vermeyen kesimlerinde hiç bir şekilde güven uyandırmamasına rağmen Muhammed Mursi ülkenin seçilmiş Başkanı.
Onun istifasını istemek demokratik sistemin en temel kuralına saygısızlık. Üstelik devrimi sürekli kılmaya çalışan muhalefet bir türlü topluma kök salmayı, örgütlenmeyi, bir program etrafında birleşmeyi de beceremedi. Tüm gündemi ret üzerine kurulu. Darbe çözüm değil ve olamaz da.
İnşallah Mursi işler iyice zıvanadan çıkmadan bir mutabakat açılımı yapar, muhalefet içindeki aklı başında insanlar da bu açılıma olumlu tepki verirler. Yoksa Mısır kendisini kolay toplayamayacaktır.