Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ne oldu da Tahrir Meydanı'nı ve Mısır'ın diğer kentlerinin meydanlarını dolduran kitleler Silahlı Kuvvetler'in müdahale ihtimalini bu denli sevinçle karşılar hale geldiler? Şunun şurasında bir yıl önce seçimlere gidilirken iktidardaki Müslüman Kardeşler'in (MK) ve bugün muhalefeti örgütleyenlerin çoğunun derdi ülkenin tepesindeki Silahlı Kuvvetler Yüksek Konsey'inden (SKYK) kurtulmaktı.

        Bir yıllık başkanlığının belki de tek düzgün adımında Muhammed Mursi Silahlı Kuvvetleri siyasetten çıkarmayı becerdi. Daha doğrusu SKYK'dakileri emekliye sevk edip yerlerine daha genç subayları getirdi. Ondan sonra da, yazdığı anayasada Silahlı Kuvvetlere geçmiş dönemlerden bile daha fazla dokunulmazlık sağladı. Savunma Bakanlığı'nı Silahlı Kuvvetlere bıraktı.

        Geçen yıl orduyu sivil otoriteye tabi kılmak için laik/liberal/demokrat koalisyon ile işbirliği yapan Müslüman Kardeşler bunları dışlayarak Silahlı Kuvvetler ile mutlu mesut yaşamaya başladılar. Mursi Silahlı Kuvvetleri arkasına almanın rahatlığıyla kendisini yasaların üzerinde tanımlamaya kalktığında kıyamet koptu ve Tahrir bu diktatörlük hevesini Başkan'ın kursağında bıraktı.

        Geçen yıl içinde gerçekleşen pek çok olay zaten yönetilmesi zor bir ülke olan Mısır'ın dertlerini pekiştirdi. İktidar kıtlığından çıkmış, yönetim becerisi sıfır, kendisinden olmayanlarla çalışmayı istemeyen MK tüm kurumları ele geçirmeye çalıştı. Ülkedeki tüm yerleşik kurumlar şiddetli bir iktidar kavgasının mücadele alanı haline geldi. Yerleşik düzenin güçleri yargı yoluyla yürütmeyi kilitlemeye çalışırken, Mursi ve müttefikleri oldubittilerle yeni anayasayı çıkardılar.

        Bugün gelinen noktada yalnızca Parlamento seçimlerini yaptırabilecekken ipe un seren diktatörlük heveslisi Mursi'yi suçlamak doğru değil. Gerçi iktidar sarhoşu MK hırsı ve beceriksizliğiyle geniş kitleyi kendinden soğuttu. Ama muhalefet de örgütlenmede, bir strateji üretmede, işbirliği veya güç birliği yapmada kifayetsiz kaldı. Zaten devrim sürecinde zayıflayan devlet ve kurumları giderek daha güçsüzleşti.

        Mısır gibi dindar bir ülkede muhalefetin İslam'a karşı harekete geçtiğini söylemek kolay değil. Kaldı ki MK'nın güç kaybetmesinden asıl yararlananların Selefiler olduğu da söyleniyor. Mursi'nin halka hitaben yaptığı konuşmada medyayı, yargıyı, Mısır'ı yönettiğini iddia ettiği 32 aileyi, bürokrasiyi suçlaması pek işe yaramadı. Zira asıl mesele temel ihtiyaçları karşılanmayan, benzin bulamayan halkın beceriksizlik karşısındaki öfkesiydi.

        Yahudi diasporası ile ABD'yi suçlamak ise Mursi'nin aklına gelmedi. Hatta tersine tüm muhalefet ABD'ye Mursi'yi desteklediği için ateş püskürüyor. Büyükelçi Anne Patterson'un 30 Haziran gösterilerini erteletmek istemesi kitleyi çileden çıkardı. Washington başından itibaren orduyla kim iyi geçinirse onu desteklemeyi tercih etti. MK ordu ile anlaştıktan sonra pozisyonunu belirledi. Müslüman dünyada MK gibi kökleri sağlam güçlü bir örgütü desteklemenin imajına yarayacağını da düşünmüş olmalı.

        MK ise ABD ile papaz olmamak için gayet uslu bir çocuk gibi davrandı. Suriye'de muhalefete silah verme niyetini açıkladı. Gazze üzerindeki baskısını arttırdı. İran ile ilişkilerini soğuttu. İsrail ile uğraşmayı bir yana bırakıp Nil nehrinin kendi topraklarından geçen kısmında baraj yapmak isteyen Etyopya'yı savaşla tehdit etmeye başladı.

        Tahrir'in kahramanları pespaye diktatörlük heveslileriyle, ordunun dönüşü/darbesi arasında sıkışmayı hak etmiyorlardı. Ancak karşı olduklarının yerine neyi kuracaklarını bilmemelerinin sonucu bu noktadalar. MK efsanesinin çöktüğü Mısır ise önümüzdeki dönemde çok zor belki de kanlı bir dönemden geçecek. Mursi istifa etmese bile bir ulusal koalisyon hükümeti ilan edip yeni seçim yasasıyla seçime giderek krizi aşabilir.

        Çapı buna müsait midir onu bilmek zor.

        Diğer Yazılar