Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BATILI ülkelerin bazılarının ikiyüzlülüğüne kızmak doğru ve kolay. O kadarını kendine saygılı Batı medyası ve olaylara daha geniş açıdan bakan Batılı siyasiler de yapıyor zaten. Eleştiriler, ilkesel olduğu kadar bu tür bir müdahalenin bölgede daha büyük belalara yol açabileceği endişesiyle dile getiriliyor. İslamcı hareketlerin şiddete yönelmesi kaygısı, kırılgan demokrasilerin sarsılmasının yol açabileceği sorunlar herkesin aklında.

        Bu nedenle darbeye engel olmayan veya olamayanların ya da sonrasında seslerini çıkarmayanların gene de orduyu bir an önce sivil yönetime geçmesi için baskı altında tutmaları güçlü bir ihtimaldir.

        Yalnız Batılı ülkelere yüklenirken Türkiye'nin bu ikiyüzlülükten hiç payını almadığı gibi bir kandırmacayla kendimizi avutmamak da lazım. Hiç unutulmaması gerekir ki, İran'da 2009 seçimlerinde ilk turun ardından hile yapıldığı inancıyla İran seçmeni ayaklandığında bugün Mısır konusunda büyük hassasiyet gösteren hükümet sessiz kalmıştı.

        Bir sandık darbesi sayılması gereken bu antidemokratik müdahale ardından AB yetkililerini arayan ya da "Ben şu anda batıya şaşıyorum. Batı hâlâ bu olaya darbe diyememiştir" diyen, ya da sonraları gelen işkence ve zulme karşı sesini çıkaran pek olmamıştı. "Bugün Mısır'da yapılan yanlışa sessiz kalanlar, yarın bir başka yerde yapılanı eleştirme hakkına hiçbir zaman sahip olamayacaklardır" gibi bir cümle İran'daki 2009 seçimleri daha doğrusu sivil darbe ile ilgili olarak asla kurulmamıştır.

        Hileli seçim sonuçlarının ardından Mahmut Ahmedinejad'ı dünyada ilk tebrik eden ülke olma "şeref"i maalesef Türkiye'ye nail olmuştu. Bu ülkede pek çok insanın da vicdanı fena halde sızlamıştı. Kısacası dış politikada ikiyüzlülük, çifte standart ve benzeri ahlaki düşkünlükler sadece Batılı ülkelerin tekelindeki davranış kalıpları değil. İsterseniz Suriye'de Beşar Esad'a zımni destek veren Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika'yı, açıktan destek veren Rusya ve Çin'i de dilediğiniz kategoriye yerleştirirsiniz.

        Mısır'daki olayın ardından büyük tezler de devreye girdi. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ABD sayesinde iktidar olduğuna inananlar başta gelmek üzere ABD "Ilımlı İslam projesinden vazgeçti" görüşü yaygınlık kazandı. İşin kötüsü Gezi olaylarının akabinde zaten hayli sağlıksız bir ruh haliyle siyasi olayları değerlendiren "dış mihraklar" öcüsünü pişirip gündeme getiren iktidar partisi çevreleri de muhtemelen bu tezlere yazıldılar.

        Hem ılımlı İslam projesiyle ilgili görüşlerin hem de Mısır'da olup bitenlerin yalnızca bir Washington kurgusu olduğuna, toplumların kendi kaderleri üzerinde hiç söz sahibi olmadıklarına iman etmiş olanların yanıldığı ya da abarttığı kanısındayım. ABD'de Mısır konusunda önde gelen uzmanlardan biri olan ve muhtemelen Obama yönetiminin de arada bir danıştığı Marc Lynch şunları yazmış:

        "Mısır'ın yoğunlaşan kutuplaşmasının sisi nedeniyle pek farkına varılmamış olabilir ama Washington ile Müslüman Kardeşler arasında çok yakın bir ilişki yoktu. İttifak kesinlikle yoktu. ABD, MK'nın demokratik katılımını ve Mursi'nin zaferini kabullendi zira onların siyasi oyuna dahil olmasını anlamlı bir Mısır demokrasisi açısından gerekli gördü... Washington, Mısır politikasını şekillendirmek üzere şu sırada istese bile pek bir şey yapamaz."

        Türkiye daha doğrusu iktidar partisi açısından darbe büyük bir siyasal şoktur. Her ne kadar Yasin Aktay'ın "Bu darbe aslen bize karşı yapılmıştır" değerlendirmesi abartılı ise de iktidar partisinin siyaseti bir duvara çarpmıştır.

        Suriye'den sonra Mısır siyasetinde de ortaya çıkan, Türkiye'nin bölgede olayların gidişini etkilemekteki yetersizliğidir. Tam da bu nedenle dış politikanın ciddi bir yeniden değerlendirmesini yapmak elzem hale gelmiştir.

        Diğer Yazılar