Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MISIR'daki darbenin Türkiye'de iktidar partisinin canını çok sıktığına şüphe yok. Bunda yerden göğe kadar da haklıdır. Hükümetin Ortadoğu politikasında büyük hatalar yapmış olmasını şu anda gündeme getirmek çok gerekli değil. Ancak Suriye'den sonra Mısır'da da ağır bir darbe almış, Irak'ta inisiyatifi ne ölçüde elinde tuttuğu belirsiz, İsrail ile kavgalı, İran ile soğuk, müttefiklerine kırgın, ABD'yi ikna etme gücü olmayan, Rusya'ya ise hiçbir şey söyleyemeyen bir dış politikanın başarısından bahsetmek de zor.

        Dış politika bu ülkede yaşayan herkesin çıkarlarını yakından ilgilendirdiğine göre yaşananlardan doğru sonuçların, derslerin çıkarılmasına herkesin katkıda bulunmasını da beklemek gerekir. İlk yapılacak iş Mısır'daki sonrası pek de iyi tasarlanmamış darbeden sonra bölgesel denklemin neye benzediğini anlamaktır. Buna koşut olarak Türkiye'nin nerede hata yapmış olduğunu, bu hatadan nasıl dönüleceğini de tartışmak gerekir.

        Öncelikle Mısır'da son iki günün gelişmelerine bakmak gerekir. Ordu önceki sabah namazının ardından bir katliam yaptı. Sonradan ortaya çıkan bazı görgü tanıkları namaz kılan cemaatin namazı bitirmesinin ardından bazı motosikletlilerin ortaya çıktığını veya silahlı bazı kişilerin cemaatin arkasından ateş açtığını da söylemişler. Bunların doğruluğu daha sonra anlaşılır. Ancak Muhammed Mursi'nin ve yüzlerce kardeşinin tutuklanması veya gözaltına alınmasından sonra Müslüman Kardeşler ile ordunun birbirlerini tarttıklarını söyleyebiliriz.

        Anlayabildiğim kadarıyla her iki taraf da karşısındakini işlerin "Cezayir" örneğine kaymasıyla tehdit etti. Müslüman Kardeşler'in içindeki sertlik ve direniş yanlıları kadar diğerleri de şiddet ihtimalini ön planda tuttular. Buna karşılık da ordu eğer iş şiddete dayanırsa kimsenin gözünün yaşına bakmayacağını pazartesi sabahı gerçekleştirdiği katliamla göstermiş oldu.

        Dün şiddet yaşanmaması bir ölçüde ramazanın ilk günü olmasına bağlanabilir. Gene de birbirinin ölçüsünü alan tarafların "Cezayir" yoluna sapmama iradesine sahip olduklarını da söyleyebiliriz. Göreli sükûnet ve alelacele bir yol haritası açıklanması bu bakımdan umut verici sayılabilir. Ne var ki sivil bir iktidar askeri darbe yoluyla devrildikten sonra, toplumsal muhalefet kendisini siyaseten de örgütleyemiyorsa Mısır yeniden raya oturabilir demek de kolay değil.

        Mısır'da olup bitenler ve neredeyse tüm dünya devletlerinin darbeye en azından zımni destek vermeleri kayda değer. Türkiye ahlaken doğru yerde ama siyaseten yalnızdır. Türkiye hükümeti Mısır'daki ideolojik dostu Müslüman Kardeşler'e ciddi bir yatırım yaptı. Bunun Müslüman Kardeşler'den hazzetmeyenler tarafından kolay unutulması ya da göz ardı edilmesi beklenmemelidir. Kısacası Türkiye'nin Mısır'daki yeni ve geçici olması ümit edilen, rejimle ilişkisi kesilmeyecekse yakın ve samimi ilişki kurması zordur.

        Bunun ötesinde Mısır'daki gelişme ve Arap dünyasının neredeyse tümünde yöneticilerin darbeyi sevinçle karşılaması gelecekteki bölge düzeni üzerinde ciddi şekilde düşünmeyi de gerektirmektedir. Türkiye açısından son yıllara damgasını vuran ve Ankara'nın lehine işleyen konjonktür hızla değişmektedir. Üstelik Suriye krizindeki siyaseti nedeniyle Türkiye kendi kapasitesinin sınırlarını cümle âleme göstermiş, müttefiklerini ortak bir siyasete ikna edememiş, İran ve Rusya karşısında ise hiçbir etkisi olmamıştır. Hızla yalnızlaşmaktadır. En yakın dost Kürdistan Bölgesel Yönetimi bile Türkiye'nin kanlı bıçaklı olduğu Bağdat'taki hükümetle ilişkilerini yeniden kurmakta hatta güçlendirmektedir.

        Bu gelişmelerin bir kısmının İran'daki seçimlerle ve orada makul bir şahsiyetin Başkan seçilmesiyle de ilişkisi vardır. Türkiye ivedilikle kendine farklı bir rota çizmek, kavgalı, kırgın veya sorunlu olduğu ülkelerle ilişkilerini düzeltmeye çalışmak durumundadır. Aksi halde bölgesel güç olma arzusu hüsranla sonuçlanacaktır.

        Diğer Yazılar