Kartlar karılırken
ULUSLARARASI sistemde ve bölgede yaşananları iç politikadaki çekişmeler, sıkıntılar, kutuplaşmalar ve kavgalar prizmasından okumak Türkiye açısından yanlış olur. Kutuplaşma sarmalı tam da bölgede tüm taşlar yerinden oynamışken, dünyada muazzam bir güç boşluğu yaşanırken Türkiye'yi çok sıkıntılı bir durumda bırakır.
Detaylarını henüz tam kestiremediysem de PKK'da yaşanan görev değişikliklerinin, örgütün bir yandan hükümetle "çözüm süreci" pazarlıklarını yeniden başlatması anlamına geldiğini sanıyorum. Görev değişikliklerini iyi inceleyen ve konuya çok hâkim bir gözlemci ayrıca PKK'nın bölgedeki yeni gelişmelere yönelik pozisyon geliştirmeye çalıştığını da söylüyor.
Bu açıdan bakıldığında Mesut Barzani ile Irak Başbakanı Nuri el Maliki'nin kısa bir süre içinde iki kez buluşmalarını da bölgedeki belirsizlikler ve gelişmeler ışığında anlamak doğru olur. İran'da yapılan seçimlerde dünya ile daha barışık olma vaadinde bulunan Ruhani'nin seçilmesi, Suriye'de onca şiddete rağmen (ya da onca şiddet sayesinde) Beşar Esad'ın daha bir süre yerinde kalacak olması geleceğe yönelik yeni hesapların yapılmasını gündeme getiriyor.
Milliyet Gazetesi ABD muhabiri Pınar Ersoy, buluşmaların ABD'nin ısrarı ile yapıldığını yazmış. Ayrıca taraflar aralarındaki pratik sorunların bir kısmını halletme iradesini sergilemiş oldular.
Her ne kadar temel konularda bir mutabakat görünmese bile diyaloğun başlaması önemli. ABD petrol yasası üzerinde bir anlaşmaya varılmasını, Türkiye ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin Bağdat'ı dışlayarak kendi başlarına buyruk hareket etmemelerini istiyor. Ersoy'a göre Maliki-Barzani ilişkilerindeki yumuşama ve Bağdat ile Erbil arasında petrol yasasının tekrar konuşulması Türkiye'nin rızasıyla gerçekleşiyor.
Ersoy haberinde Mesut Barzani'nin Irak'a cumhurbaşkanı seçilmesi ihtimalinin de gündem maddelerinden birisi olduğunu yazmış. Hazirandaki yerel seçimlerde istediğini bulamama ihtimali yüksek Maliki böyle bir ortamda kendisine müttefik arıyor olabilir. Celal Talabani'den sonra Mesud Barzani de Irak Devlet Başkanı olarak seçilirse Kürtler bir bakıma Irak'ın toprak bütünlüğünün de garantörü haline gelmiş olacak.
Böyle ihtimalleri içeren gelişmeler, PKK ile organik bağı olan Suriye'deki PYD'nin özerk bölge ilan etme hazırlığında olduğu haberleri giderek yaygınlaşırken yaşanıyor. Hiç kuşkusuz böyle bir gelişme Suriye'deki savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın bu ülkenin gelecekteki siyasi yapısını ve idari tercihlerini etkileyecektir.
Kaldı ki ABD'nin muhalifleri desteklemek konusunda hâlâ ipe un sermesi, hafif silahların bile teslim edilmemesi, rejimin Humus'u ve ardından Halep'i tam olarak denetimine alma ihtimalinin güçlenmesi gibi olgular, Suriye krizinin kısa zamanda çözülmeyeceğine de işaret ediyor. Bugünkü veriler ışığında Cenevre toplantısının yakın zamanda yapılmaması, Suriye'de ise 2014 başkanlık seçimlerine kadar Esad'ın başta kalması ihtimalleri güçlü.
Mısır'daki darbe böyle bir ortamda gerçekleşti. Darbe, Suudi Arabistan'ı bölgesel denklemde ön plana çıkardı. Katar'ı hat değiştirmeye zorladı ve arka plana itti. Katar ile birlikte Türkiye'yi de Mısır denkleminde zayıflattı ve kartları Suudi Arabistan ve diğer Körfez emirliklerine teslim etti.
Gökhan Bacık'ın vurguladığı gibi bu durumda bölgede Türkiye'nin de içinde olduğu reformistler ve Suudi Arabistan'ın başını çektiği statükoculardan oluşan iki kamp belirdi. Bölgenin siyaseti gelecekte daha fazla bölünmelere, etnik ve din/mezhep ayrımları üzerinden verilen mücadelelere ve çatışmalara daha da açık hale gelecektir.
Bu nedenle Türkiye'nin kendisiyle kavgalı olmaması, Kürt meselesi, Alevi meselesi ve genelde demokrasi meselesinde patinaj yapmayı bırakması çıkarına olacaktır.