Kongra-Gel Kongresi ve Kürt stratejileri (2)
ABD'nin Irak Savaşı'nın en önemli sonuçlarından birisi Ortadoğu'da doksan yıl önce kurulmuş düzenin hem iç hem de jeopolitik yapılarını sarsmak oldu. Bir yandan Sünni Arapların mutlak hâkimiyetine dayalı iç düzen Irak'ta yıkıldı. Başka ülkeler de sarsıldı. Şiiler Irak'ta iktidara geldiler. Diğer ülkelerde bundan aldıkları güçle hak, özgürlük ve hatta iktidar talep etmeye başladılar.
Şii Araplarla birlikte Arap olmayan Kürtler de bir ulus bilinci içinde tarih sahnesine çıktılar. Irak'ta iktidar ortağı oldular. Kürtler 1918-1922 arasında Ortadoğu jeopolitiği şekillenirken istediklerini alamamışlar ve bulundukları ülkelerdeki çoğunlukların hâkimiyetini kabullenmek zorunda kalmışlardı. Irak Savaşı'ndan sonra kendi istedikleri koşulları buldular. Bağımsızlık olmasa bile geniş bir özerklik imkânı Irak'ta doğdu.
Aslında Kürtlerin kendi coğrafyaları içinde siyasal örgütlenme ve kurumlaşmaları1990-91'deki Körfez Savaşı'ndan sonra başlamıştı. Ne var ki bugünkü ortak hareket etme kıvamına gelmeden önce 1990'ların ortalarında kanlı iç savaştan da geçmek zorunda kaldılar.
Arzu Yılmaz'ın Radikal 2'de çıkan Bra Kuji (mealen kardeş kavgası demekmiş) başlıklı yazısında anlattığı gibi, "Bölge ülkeleri Türkiye, İran, Irak, Suriye ve uluslararası güç olarak ABD, (1990'lardaki) bu iç savaşın bire bir içinde yer aldı. Bugün olduğu gibi o gün de söz konusu mücadele ittifaklar üzerinden gelişti... Günün sonunda savaşın galibini belirleyen iç dinamikler değil, dış güçler oldu. ABD'nin Ortadoğu çıkarları üzerinden şekillenen çözüm KDP ve KYB'ye Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY)'nin yolunu açarken, PKK 'terörist' kaldı. Bugün bakıldığında, Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye iadesi de bu çözüm planının bir parçasıydı".
Irak Savaşı bu dinamikleri bir kez daha değiştirdi. Kürtler hızla siyasallaşmalarını, kurumsallaşmalarını ilerlettiler. Yeni stratejik gerçeklikler Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ni, Türkiye'nin Irak'taki yakın müttefiki haline getirdi. Arap isyanlarının uzantısı olarak Suriye'de başlayan ve bölge dinamiklerini altüst eden, hızla iç savaşa dönüşen başkaldırı PKK'ya yakın Kürtlerin orada etkili bir siyasi güç haline gelmelerine yol açtı. Bu gelişmeler PKK'ya kendi ölçeğinde önemli bir stratejik alan kazandırdı.
Son gelişmelere baktığımızda da, çeşitli katmanlarıyla Kürt hareketinin ciddi şekilde siyaset üretmekte olduğunu, kendi stratejik önceliklerine göre yapılanmalara girdiğini görüyoruz. Hatta PKK açısından "çözüm süreci"nin bu yeniden yapılanma manevralarını uygulamaya geçirebilecek, nefes alma zamanını kazandıracak bir fırsat olduğu söylenebilir.
Kararların İmralı'daki Abdullah Öcalan'ın iradesinden bağımsız alınmadığı anlaşılıyor.
Kürt siyasetini yakından izleyen bir gözlemcinin değerlendirmesine göre eşbaşkan seçilen Cemil Bayık, "Öcalan'la ters düşmez ama Öcalan'ın kararlarını etkileyebilecek güçtedir."
Bu bakış açısına göre Bayık,
"1. PKK'de İmralı süreciyle birlikte baş gösteren kafa karışıklığını çözmek ve örgütsel dağınıklığı toparlamak,
2. Silahlı mücadele değil, siyasal mücadele mottosuna uygun yeni yapıyı inşa etmek,
3. PKK içinde ayarı kaçan Türkiye-İran dengesini yeniden kurmak ve Ortadoğu'da yeniden inşa olan Sünni-Şii denklemine, özellikle Suriye bağlamındaki gelişmeleri gözeterek, dahil olmak gibi hedefler gözetilerek KCK eşbaşkanlığına gelmiştir".
Bu analize göre Karayılan güçlü olduğu askeri alanda sorumluluk almış, bir Alevi kadının, Bese Hozat'ın, eşbaşkanlığa getirilmesiyle hem kadınların konumu hem de Alevilerin yeri konusunda önemli mesajlar verilmiştir.
Son olarak ise, "tüm bu süreç Türkiye'nin bilgisi dahilinde gerçekleşmiş olsa da tümüyle Türkiye'nin kontrolünde sonuçlanmış demek saflık olur."