Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Son dönemlerde en beğenerek okuduğum yazarlardan birisi Pankaj Mishra. Hindistan kökenli Mishra'nın son kitabı, From the Ruins of Empire (İmparatorluğun Kalıntılarından). Kitapta, Batı'nın hâkimiyetine karşı düşünsel ve siyasal tepkileri tetikleyen 3 Asyalı düşünür üzerinden Batı dışı dünyanın emperyalizmle ilişkisini irdeliyor.

        "Dünya Barikatlara Dönüyor" (The World Turns to the Barricades) başlıklı yazısında Mishra, Gezi olaylarını dünyanın başka ülkelerindeki isyanlarla karşılaştırıyor. Mishra, ekonominin küreselleştiği dünyada İsrail'den Hindistan'a, Brezilya'dan Türkiye'ye, Japonya'dan İspanya'ya veya Yunanistan'a uzanan olayların anlamını kavramaya çalışıyor.

        Öncelikle her ülkede farklı dinamiklerden beslensede asıl meselenin, son 25 yıldır toplumları zengini, fakiri, orta sınıflarıyla avucunda tutan "daha zengin olma, daha rahat yaşama" beklentisinin sınırlarına varması olduğu tespitini yapıyor.

        Kriz nihayet herkesi vurmaya başladığında da aslında kendilerinden başkasını pek umursamayan orta sınıflar bile rahatsızlıklarını dışa vurmaya başlıyor. Zira "yolsuzluk ve seçkinler arasındaki ahbap çavuş ilişkileri kadar eşitsizlik de tahammül edilmez hale geldi".

        Küresel kapitalizme eklemlenirken kollayıcı devlet politikalarından vazgeçilmesi toplumsal ahengi hemen her yerde bozdu. Küreselleşmeden yararlanan, buna uygun donanıma sahip bireyler kendilerini siyasetten sıyırdılar. Kabuklarına girdiler, kendileri gibi olanlar dışındakilerle irtibatı kestiler. Daha doğrusu sınıflar arası bağ ve diyalog koptu. Son yıllarda tüm dünyada yaşanan olayların önemli bir boyutu Mishra'ya göre "sınıfsallığı aşan şekilde zengin ve fakirlerin bir arada olması; hepsinin öfkesi sistem tarafından aldatıldıklarına dair ortak duygu".

        Mishra bu protestolar hakkında romantik çıkarımlarda bulunmuyor. Genelde sadece kendi dertlerine odaklandıklarından, örneğin İsrail'dekilerin Filistinlileri, Hindistan'dakilerin Keşmir'dekileri akıllarına getirmediklerinden bahsediyor. Gene de "bu protestolar eski ve yeni demokrasilerde siyasi bir cemaate ait olmanın cazibesini yeniden tanımlıyor. Yani insanın söz ve eylem becerilerini kullanması ve başkalarının deneyimiyle iletişim içinde olmasının getirdiği kadri az bilinen hazdan" bahsediyor.

        Sonuçta Mishra'ya göre "bugün tanıklık ettiğimiz olgu vatandaşların kendi kayıtsızlıklarına isyanıdır. Kitlelerin siyasi hayata böylesine girmelerinin sonucunu göreceğiz. Ancak en azından demokrasi artık programlı seçimler ve siyasi hayattan kaçmaktan öte bir şey ifade etmeye başladı".

        Bu bağlamda Gezi Parkı deneyiminin Mishra'nın yazısına konu olan eylemlerden ve ülkelerden farklı bir boyutu olduğunu görmemek mümkün değil. Gezi ve ardından gerçekleşenler Türkiye'de bu kez toplumun katmanlarının kendi sınırlarını aşarak, sınırın ötesindekilerle yeni bir siyaset ve toplum sentezi arayışına girdiklerini gösteriyor.

        T-24 haber sitesinde yayınlanan sıra dışı güzellikteki "Yer Sofrası ve Sınır İhlalleri" (http ://t24.com .tr/yaz i/yer-sofrasi-ve-sinir-ihlalleri/7056) başlıklı yazısında Nilüfer Göle'nin vurguladığı gibi, İstiklal'deki sofra "Gezi Parkı hareketinin taşıdığı 'cool' ile 'ilahi' ruh ortaklığı. Seküler ile dindar olanın yan yana, diz dize çömeldiği, bağdaş kurduğu, rızkını paylaştığı iftar sofrası, birbirinin kültürel kodlarıyla tanışıklık-bağışıklık kazanmaya başladığı bir praxis. Türkiye coğrafyası ve tarihinden yükselen ve demokratik muhayyileyi dönüştüren bir pratik. Sanmıyorum küresel darbeci-komplocu el kitaplarında yer alsın. Bir ilk".

        Ne iktidar ne muhalefet partileri bunu anlayacak donanıma sahipse de, özgür ve eşitlikçi gelecek ancak bu sentez çabasının başarıya ulaşmasına bağlı olarak şekillenecek.

        Diğer Yazılar