Türkiye'nin güçlenmesini istemezler
LÜBNAN asıllı Amerikalı siyaset bilimci Fuad Ajami 1993 yılında Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile buluşup konuşmuştu. Ajami'nin Özal hakkındaki düşüncesi çok olumluydu. Bunun nedeni sorulduğunda "İlk kez dünya bana neler yapıyor diye hayıflanmaktansa, ben dünyaya neler yapabilirim diye düşünen bir bölge lideri gördüm karşımda" demişti.
Ajami'nin bu sözünü hatırlatan son haftalarda yeniden tedavüle giren "Türkiye'nin güçlenmesine izin vermezler" söylemi oldu. Rahmetli Cumhurbaşkanı Türkiye'nin başarı ve başarısızlıklarının sahipliğini üstlenmekte herhangi bir kompleks sergilemezdi. Toplumun geneli ise işler iyi giderken kendisini övmeye, böbürlenmeye çok meraklı. Siyasetçiler de bu ulusal şişinme ayinine katılarak iyi bir sicilin nesnel değerlendirilmesini zorlaştırıyorlar.
Bu heyecan içinde beklentiler yükseliyor. Sıkıntı yaşanmaya başladığındaysa paketten önce "manidar" sözcüğü, ardından da iktidarda olanların meşrebine göre "dış mihraklar", "Türkiye'nin iç ve dış düşmanları", "uluslararası finans çevreleri", 61 yıldır aynı ittifak içinde yer aldığımız devletlerin çoğu ve tabii ki Masonlar/Siyonistler ve benzerleri söyleme sokuluyor. Kimse acaba biz bir yerde hata ettik mi, işler tıkır tıkır giderken ya da biz böyle sanırken ne oldu da her şey ters gitmeye başladı sorusunu sormuyor. Daha doğrusu bu sorunun cevabını verirken kendi sorumluluğunu yüklenmek istemiyor.
"Zaten Türkiye'nin güçlenmesini istemezler" yakınması benim aklıma şu soruları getiriyor. Önce şu "onlar" kim? Genellikle akla gelenler Batılı müttefikler ile İsrail'dir. Gerçi ABD Ulusal Güvenlik Kurulu'nun tüm müttefikleri dinlemesi, elektronik postalarını izlemesi skandalıyla ortaya çıktı ki dost filan dinlemeden bu tür işler devletler arasında yapılıyor.
Türkiye'yi zayıflatmaya ya da en azından güçlenmesini engellemeye çalışanlar müttefiklerimizse neden onlarla birlikte aynı ittifak içinde olmayı sürdürüyoruz? Sonrasında şu sorular da akla geliyor: Türkiye'nin güçlenmesini istemeyen Batı ya da ABD neden Çin'in güçlenmesine izin veriyor. Ya da Hindistan'ın, Endonezya'nın, Meksika'nın? Bundan yirmi yıl sonra belki de savaşacağı bir yeni dünya devini ABD, onun ekonomisine pazarlarını açarak, yatırım yaparak neden destek verdi? Çinlilerde şeytan tüyü var da Türklerde neden yok.
Sorudaki önermenin doğruluğuna neredeyse her düzeyden, sınıftan, cinsiyetten insanın iman etmesi akla şu soruyu da getiriyor: Eğer Türkiye'nin güçlenmesi başkaları tarafından engellenebiliyorsa, o halde Türkiye kendi başına güçlü olabilecek bir ülke potansiyeline sahip değil. Başkaları izin verdiği takdirde güçlü, vermediği takdirde değildir. Kendi kaderi kendi elinde değildir, başkalarının iradesine tabidir. Ama böyle bir durumda da aslında güçlü olmadığınızı, kendi başınıza güç üretemediğinizi, etkili olamadığınızı, ya desteğe ya icazete ihtiyaç duyduğunuzu zımnen kabul etmiş olmuyor musunuz?
Ben sağa sola saldırıp sorumluları dışarıda aramaktansa Özal gibi bir tavır almanın daha sağlıklı olduğu kanısındayım. Bir ülkenin tabii ki muarızları, düşmanları, yükselişini engellemek isteyebilecek sahte dostları filan olacaktır. Ancak siz ülkenizin içinde düzgün yönetim sergiler, kendi toplumunuzun size itiraz eden kesimlerine düşman muamelesi yapmaz, ekonominizde itibarınızı yerle bir edebilecek adımlar atmazsanız size kimse dokunamaz aslında.
Dış politikada her eleştiriyi düşmanca diye niteleyip kimseye, çevredeki gelişmelere, bölgedeki dinamiklere kulak asmayıp kendi kafanızdaki muhayyel bir dünya ve güç tasavvuruna göre hareket etmezseniz ulusal güvenlik kâbusları yaşamak zorunda kalmazsınız.
O nedenle bu popüler soruyu belki şu şekilde değiştirmek doğru olabilir: "Biz ülkemizin güçlü olmasını neden istemiyoruz?"