Yaratılış döneminde siyaset
SİZİN de canınız sıkılmıyor mu? Mısır'da yeni yönetim Türklere yönelik vize uygulamasını sıkılaştırdı. Son birkaç yıldır Türkiye'de herkesin, etkisizliği nedeniyle hafife aldığı hatta dalga geçtiği AB'nin dışişleri bakanı Lady Ashton devrik Cumhurbaşkanı Mursi ile 2 saat görüştü. Sayfadaki haberlerde göreceğiniz gibi Almanya Dışişleri Bakanı Westerwelle Kahire'de. Mevkidaşı İngiliz bakan Hague Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed el-Baradey'i arayarak Mursi'nin serbest bırakılmasını talep etti. Bayrama kadar AB'nin çabalarının bir makul çözümün yolunu açması bekleniyor.
Demek ki neymiş? Pek bir böbürlenerek ikiyüzlülükle suçlanan Avrupa Birliği ve üye ülkeler (ki öyle de olabilirler, soru ve sorun bu değildir) Mısır'daki krizin aşılmasında ağırlıklarını kullanarak taraf olabiliyormuş. Siyasi ahlak açısından doğru yerde duran Türkiye ise olayları uzaktan izlemekle yetinmek zorunda. Kendi sesinizle efsunlanarak ya da iç politikaya selam çakmak amacıyla diplomatik dilin incelikleri dışında tavırlar almaya kalkar, uygulayamayacağınız restler çekerseniz olacak budur. Ve yazıktır. Neyse ki Türkiye'nin yaptıklarıyla söylemi arasında ciddi bir fark var da hasar bir nebze durdurulabildi.
Ortadoğu bölgesi geçmişin Batılı emperyal güçlerine, ABD'ye pek de kulak asmadan kendini yeniden şekillendirme peşinde. Mısır'daki olaylarda şimdilik kamuoyunun öğrendiği bilgilere baktığınızda anlaşılan, darbenin geleceğinin epey önceden davul zurnayla ilan edilmiş olduğu. Ne var ki bu darbeyi engellemek mümkün olmadığı gibi darbenin arkasında asli güç olarak Suudi Arabistan'ın durduğu açıkça anlaşılıyor.
Öyle ki demokrasiyi savunmak zorunda olmakla istikrardan yana tavır almak arasında sıkışıp kalan ABD ve bir ölçüde AB, olayların bundan sonrasını yönlendiremiyorlar. ABD Mısır'ı yardımı kesmekle dahi tehdit edemiyor zira Suudlar Amerikalıların bıraktığı boşluğu hemen dolduracaklarını belli etmiş durumdalar. ABD'nin Mısır'daki olayları yönlendirmedeki çaresizliğinin bir göstergesi de ne Müslüman Kardeşler'in ne de Temerrüd hareketinin temsilcilerinin Bakan Yardımcısı William Burns ile görüşmesiydi. Burns yalnızca askerlerle buluşabildi.
ABD'nin bu saatten sonra Mısır'da olup bitenlere kendi başına şekil vermesi söz konusu değil. Amerika Dışişleri Bakanı Kerry'nin başlattığı Filistin-İsrail barış sürecinin olası başarısızlığı Washington'un etkisizliğini daha da derinleştirecektir. Doğrusunu söylemek gerekirse İsrail siyasetinin dengeleri, toprak gasbının sürmesi, Filistinlilerin dağınıklığı, Abbas'ın zayıflığı, Obama'nın mesafeli duruşu göz önünde bulundurulduğunda bu tür bir kötü sonuç ihtimali güçlüdür.
Böylesi bir "yaratılış" döneminde Türkiye'nin Ortadoğu politikasının acilen varsayımlarını gözden geçirmesi, siyasetini değiştirmesi gerekmektedir. Bölgenin 90 yıllık siyasi düzeni allak bullak, Suriye ve Irak'ın bütün olarak kalıp kalmayacakları meçhulken AKP öncesinin ya da AKP döneminin yaklaşımları artık geçerli değildir. Bölgede Türkiye açısından yoğunlaşılması gereken iki konu vardır.
Bunlardan birincisi, aklı başında herkesin gördüğü ve yazdığı gibi Kürdistan ve Kürt milliyetçiliğinin bundan sonraki evrimiyle bunun Türkiye üzerindeki etkisidir. Diğeri ise Hasan Ruhani'nin seçilmesiyle birlikte kendini sıkıştığı köşeden kurtarmak için büyük bir fırsat yakalayan İran'ın bölgesel etkisiyle nasıl baş edileceğidir.
Her iki konunun ele alınışında da Türkiye'nin kendi iç düzeninde bölgenin diğer ülkelerinden farklı bir yapılanmaya sahip olması önem taşıyacaktır. Kısacası demokratikleşmede patinaj yapan, polis devleti uygulamaları artan, Alevi ve Kürt meselelerinde cesur adımlar atamayan bir Türkiye, bölgesel denklemin güçlü ve etkili bir oyuncusu olamayacaktır.