Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Öncelikle hayırlı bayramlar dilerim. Bu fırsattan istifade son iki yazıdaki maddi hatalarımı düzelteyim. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene" kitabının yazarı Ahmet Demirel değil Ahmet Yıldız'dır. Rahmetli Türkan Saylan'ın evine sabaha karşı Ergenekon davası çerçevesinde hayasız bir baskın yapılmış ancak kendisi tutuklanmamıştır.

        Bundan çok değil birkaç ay önce Kuzey Afrika'dan Afganistan'a Müslüman coğrafyasında bayrama en iyimser ruh haliyle girecek ülkenin İran olduğu söylense herhalde garipsenirdi. Uluslararası sistemle ya da Ortadoğu ile ilgili tüm tartışmalarda en heyecanlı konu İran ve nükleer programı idi.

        Haziran'ın başlarında yapılan bir konferansta dini lider Hamaney'in tercih ettiği aday olan Celili'nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle İran'a yönelik bir saldırının kaçınılmaz geri sayımının başlayacağı konuşuluyordu. Bu hesaba göre İran yıl sonuna doğru veya gelecek yılın başında artık geri dönülmez noktayı geçmiş olacaktı. İsrail liderliği buna tahammül etmeyeceğini söylemiş, hazırlıklarını yapmıştı. ABD içinde İran'a yönelik bir saldırıya karşı çıkan görüş zayıflamıştı.

        Amerikalılar bulaşmak istemedikleri bir İsrail saldırısının ardından İran'ın kendilerine yönelik bir eyleme girişmeyeceğini düşünüyorlardı. İran rejiminin Amerikan askeri gücünün tüm şiddetini tepesinde görmek istemeyeceğini varsayıyorlardı. Kısacası yılın sonu, yeni yılın başı İran açısından pek parlak gözükmüyordu.

        Ne var ki şu anda dünyadaki en kıvrak, yaratıcı ve cambaz siyasetçi olan eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsanjani'nin son dakika manevralarıyla İran'daki durum köklü şekilde değişti. Tam anlamıyla köşeye sıkışmış İran rejiminin önüne önemli ve geniş bir manevra alanı açıldı. Hayat şartlarını gün geçtikçe zorlaştıran insafsız yaptırımlardan ve Mahmut Ahmedinejad'ın sorumsuz ekonomi politikalarından gına getirmiş olan İran seçmeni son derece akıllı, ve sağduyulu bir seçim yaparak Hasan Ruhani'yi ilk turda başkanlığa getirdi.

        Anında dünyadaki İran algısı olumluya dönmeye başladı. ABD'deki yeminli İran düşmanları, İsrail lobisinin adamları ve kafaları hiçbir şeye basmayan, İran'ın yerini haritada gösterebilecekleri şüpheli Kongre üyeleri dışında tüm dünya kamuoyu bu seçim sonuçlarına sevindi. Nükleer programdaki kilitlenmenin ve onun ötesinde İran'a yönelik diğer baskıların kaldırılmasının mümkün olabileceği düşünüldü.

        İskoçya'da bir üniversiteden anayasa hukuku doktoralı Hasan Ruhani İran rejiminde birbirine zıt kutuplarla bile arası iyi olan bir şahsiyet. Seçim kampanyasındaki vaatlerin doğrultusunda bir kabine kurarak dünyaya ilk ılımlı mesajlarını verdi. ABD'ye gönderdiği en net mesaj Dışişleri Bakanı tercihi oldu. İran'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği'ni yapmış, ABD'de eğitim görmüş ve bu ülkenin siyasi ve finansal seçkinleriyle yakın ilişkileri olan Muhammed Cevat Zarif ülkesinin Batı ile iyi geçinip dünya sistemine dönmesinden yana. Kabineye yansıyan barışçı ve ılımlı çizgiden hoşlanmayan güçler İran'da pusuda. ABD İran'daki yeni yönetimin işini kolaylaştıracak adımlar atmazsa bu gelişmeler hüsranla sonuçlanabilir.

        Şimdiye kadar Obama yönetimi doğrudan Ruhani'yi tebrik etmedi, yalnızca İran halkını kutladı. Kongre yeni yaptırım paketi geçirdi. İsrail ve sertlik yanlılarının söylemi ön plana çıktı. Eğer Obama bu fırsatı da harcarsa zaten gereksiz yere kendisine verilen Nobel ödülünü iade etmelidir. İran rejimi dünyanın en sempatik rejimi değilse de bugün için dünyanın efendice konuşabileceği, kamuoyu desteğine sahip bir yönetime sahip. Ruhani'nin gösterdiği cesaretin çeyreğini Obama'nın göstermesini beklemek de dünyanın hakkı.

        Diğer Yazılar