Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İki THY pilotunun bugüne dek adı duyulmamış (muhtemelen Lübnan Hizbullah'ı bağlantılı) bir örgüt tarafından kaçırılmasıyla Türkiye, iyice Ortadoğu'daki kuralsız savaşların parçası haline geldi. İnatla sürdürülmüş kötü, gerçekçilikten uzak, Türkiye'ye dehşet verici bir hızla ve ölçüde zemin kaybettiren, ideolojik takıntı ve siyasi takıntılardan beslenen bir Suriye politikası bu sonuca ulaşılmasında aslan payına sahiptir. Korkulacak ihtimal Suriye politikasının "terörizm" şeklindeki izdüşümlerinin Şii örgütlerle sınırlı kalmayacağıdır.

        Gerçi bölgenin içine girmeye başladığı ve şiddetleneceğine kesin gözüyle bakabileceğimiz kasırga ortamında belki Suriye'den bağımsız olarak da Türkiye bu "kirli savaş"ın cephelerinden biri olacaktı. 2003'te El Kaide, Türkiye Hizbullah'ı ile birlikte bir hafta arayla İstanbul'da iki sinagoga ve İngiliz Konsolosluğu ile HSBC bankasına saldırı gerçekleştirdiğinde Suriye sorunu yoktu.

        Hatırlanacağı gibi 2003 saldırılarının Türkiye'ye yönelik olduğunu, İslamcı ideolojiye bağlı örgütlerin korkunç terör eylemlerini her yerde gerçekleştirebileceklerini kabullenmekte hükümet ve kamuoyu zorlanmıştı. Bu tür örgütlerle herhangi bir şekilde ilişi kurmamak gerektiği gerçeği ise Suriye'deki yanlışlıklar zinciri içinde bir kenara itilmiş, El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi ile çok yanlış bir ilişkiye girilmişti.

        Yakın zamanda çözüme ulaşması söz konusu olmayan Suriye krizi artık geçen ayki Mısır kriziyle birlikte ele alınmalı. El Kaide örgütünü ve şubelerini yeniden palazlanmaya başladı. El Kaideci terörü ivme kazandı. Merkezi hükümetin bir daha tüm ülke topraklarına egemen olamayacağı Suriye'de otorite boşluğu olan her yerde El Kaideci örgütler güçlenecek.

        Mısır'da Arap isyanlarının en temel talebi olan demokratik deneyimin hüsranla sonuçlanması da El Kaidecilerin ekmeğine yağ sürdü. Kaideciler İslamcı hareketin demokrasiden medet ummasını zaten küçümserlerdi. Hayal kırıklığı yaratan gelişmeler radikalleşmeye hazır toplumlarda kendilerine uygun bir zemin bulmalarını kolaylaştırdı. Müslüman Kardeşler'in ve ordunun iç savaşı göze alıyor şekilde davranmaları Mısır'dan yayılabilecek yeni bir istikrarsızlık ve şiddet dalgasını tetikleyebilir.

        Suriye politikasının açık sonuçlarından birisi Türkiye'nin bölgedeki olaylara mesafeli yaklaşan, hizipler/mezhepler üstü görüntüsünü ve algısını kaybettiğidir. Lübnan'ın en önde gelen gazetecilerinden Cihad ez-Zeyn'in el-Nahar gazetesindeki yazısında üzüntüyle vurguladığı gibi, "Türkiye modeli bölgedeki şu, en cazip özelliğini kaybediyor: Siyasetini mezhep kutuplaşmasına göre belirlemeyen modern demokratik bir devlet".

        Buna eklenen Mısır politikası da Türkiye'nin bölgede yalnız kalması ve etkisini yitirmesi sonucunu doğuracak gibi. Darbeyi kınamak Türkiye'nin dış politikasının temel ilkeleri açısından doğruydu. Ne var ki dış politikada bir noktadan sonra hayatın gerçekleriyle yüzleşmediğiniz taktirde gelişmelerin tamamen dışında kalma riskini de taşıyorsunuz.

        Bu nedenle Cihad ez-Zeyn Mısır'daki bu yalnızlaşmanın Türkiye'yi Suriye'nin geleceği hakkında da daha gerçekçi düşünmeye sevk edebileceğini umuyor: "Belki de Mısır şoku Türkiye'yi, Suriye'de İran'dan kalacak boşluğu dolduracağı hayalinden uyandırır. Eğer Suriye rejimi çökerse İran'ın alternatifi... Suudi Arabistan'dır."

        Şu sırada bir yandan mezhepçi kutuplaşma şiddetlenirken, diğer yandan demokratik deneyimin yarattığı hayal kırıklığı ve merkezi yönetimlerin zayıflamasıyla pek çök ülkede El Kaide hareketleniyor. Türkiye'nin bir an önce dış politikasında revizyona gitmesi elzemdir. Kürt meselesinde siyasi bir planın ortaya çıkması ve ülke içinde yerel seçimlerle cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle artan gerginliğin de azalması gerekir.

        Diğer Yazılar