Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ARAP isyanları başladığında tarihteki hangi devrimci dönemlerle benzerlik gösterdikleri çok tartışılmıştı. Mısır'da yaşanan katliamdan sonra Avrupa'daki başarısız 1848 devrimleri en yakın emsal gibi duruyor. O devrimler sırasında işçi sınıfının güçlenmesinden korkan orta sınıflar devrimci dalgadan desteklerini çekince muhafazakâr, otoriter siyaset toplumsal dalgayı kolayca ezmişti. Otoriter rejimler burjuvazinin de canına okumuştu.

        Mısır'da kendisini liberal olarak tanımlayan gruplar demokratik dalgaların sonuçlarından mutsuz olunca çareyi orduya gitmekte buldular. Böyle yapınca da yalnızca savunduklarını iddia ettikleri değerlere aykırı davranmakla kalmadılar. Kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarının önüne koyan silahlı kuvvetler ve müttefiklerine iktidarı bir kez daha teslim ettiler.

        İnsancıl, "demokratik", ilerici darbe diye bir şey olamayacağından da sonunda çarşamba sabahı yaşanan felakete gelindi. Mısır Silahlı Kuvvetleri, Müslüman Kardeşler'in siyasi esneksizliğinden ve şiddetten kaçınmayacağı mesajından da yararlanarak sorunu devlet terörü yoluyla çözmek üzere harekete geçti. Mısır ordusu İslamcıları da şiddete başvurmaya zorlayarak muhtemel bir iç savaşın zeminini hazırlamış oldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı El-Baradey'in istifasının simgelediği gibi orduya İslamcı hareket karşısında meşruiyet katkısı yapan, olayları daha yumuşak şekilde yönetmek isteyen merkez siyasetin destekçileri devre dışı kaldı.

        İç savaş ihtimali belli ki ordu açısından hiç de korkulur bir seçenek değil. Tersine islamcıların meşruiyetini iyice eritmek amacıyla onları şiddete teşvik etmek, radi-kalleşen grupların Mısır'ın Hıristiyanlarına, karakollara, ileride de sivil hedeflere saldırmalarını sağlamak hedefleniyor gibi.

        1990'larda hem Cezayir'de hem de Mısır'da devlet güçleri açısından başarıyla sonuçlanan bu tercih, bugünün koşullarında beklenmedik sonuçlara yol açabilir. İssandr el-Emrani'nin yazdığı gibi Mısır'da ordu ile İslamcı gruplar arasındaki mücadelenin bugünkü bağlamı çok değişik. Son 2.5 yılın karmaşası içinde o zamanlar daha zayıf olan ulusötesi cihada hareket tüm bölgede aktif. O dönemde otoriter istikrarını koruyan bölgede artık tüm düzen bozulmuş durumda. Devletler zayıf, Mısır'ın komşusu, bir silah deposu görüntüsü veren Libya'da otorite yok.

        Bu duruma demokratik deneyimlerin başarısızlığı nedeniyle radikalleşecek ve silahın cazibesine kapılacak gençliği de ekleyecek olursanız ortaya hayli istikrarsız, şiddete açık bir durum çıkıyor. Bölgede düzen yeniden kurulurken bir yandan devletler gelecek yapıda güçlü bir konum elde etmeye çalışıyor. Diğer yandan, içerideki iktidara yönelik acımasız, insafsız savaş sürüyor. Uzunca bir süre de devam edecek.

        Mısır'daki olaylar kanımca Batı dünyasının bölgedeki iç gelişmeler üzerindeki etkisinin ne kadar zayıf olduğunu da gösterdi. ABD Mısır'daki kurumsal varlığına, her yıl yaptığı 1.5 milyar dolar yardıma karşın çarpışan tarafların ikisine de yaranamadı. Tersine iki kamp ABD'yi kendisine düşman olarak gördü.

        Obama yönetiminin Ortadoğu'dan bıkmışlığına koşut olarak Washington'un ilgisi ve etkisi hayli kısıtlı kaldı. Darbe karşısındaki ikircikli tutum, Dışişleri Bakanı Kerry'nin akıllara ziyan "Ordu Mısır'da demokrasiyi inşa ediyor" değerlendirmesi kredibiliteyi sıfırladı. Son katliam karşısında bile, her ne kadar Obama ortak askeri tatbikattan vazgeçildiğini açıkladıysa bile, Mısır ordusuna giden askeri yardımın kesilmesine veya sivillere yönelik olarak yeniden düzenlenmesine yanaşmadı.Yani gene kıvırdı.

        Batı'nın geneldeki etkisizliği, bölgenin yeni dönemde hem iç hem de bölgesel yapısını kendi dinamikleri ve kavgaları sonucunda kuracağını düşündürüyor. Böylesi bir sürecin tüm bölgeyi en az 10 yıl kargaşa içinde tutması, zayıflayan devletler karşısında ulusötesi cihadcıların etkinliğinin artması ve genelde güvenliğin ciddi şekilde tehdit altına girmesi beklenmelidir.

        Bölgede yeni düzenin nasıl kurulacağıyla ilgili kavgada genelde arka planda kalmayı seven Suudi Arabistan ön plana çıkmış durumda. Aktif bir siyaset izliyor. Bir bakıma Arap isyanlarının başladığı günden itibaren karşı devrim dinamiklerini harekete geçiren Suudlar, Mısır'daki son gelişmeler sonucu arzuladıkları konuma geldi. Can düşmanlarından Müslüman Kardeşler ağır bir darbe aldı. Değişim rüzgârları dinmiş gibi.

        Ne var ki bu sahte denge herhalde uzun sürmeyecektir. O zaman da bugün ekilen fırtınanın hasadı Suudlar dahil herkes açısından kasırga olarak biçilebilecektir.

        Diğer Yazılar