Mısır'ı doğru okumak
MISIR’daki olayların olumsuz etkilerini tüm bölge ve hatta dünya uzunca bir süre hissedecek. Türkiye, bölgenin istikrarını ve kendi çıkarlarını gözeterek Mısır’daki olayları yakından izleyecek. Ahlaki açıdan Mısır’da yaşananların kabul edilir bir tarafı olmadığına göre Ankara’nın ve kamuoyunun tepkileri de devam edecektir. Bunun ötesine gidildiğinde duygusal söylemden uzaklaşarak daha serinkanlı değerlendirme yapmak şart. Geçen akşam bir televizyon programında konuşmacı GeziMısır karşılaştırması yapıyordu. Karşılaştırma Batı medyasının vakaları ele alışı üzerineydi. Konuşmacıya göre Gezi sırasında olayları çarşaf çarşaf veren Batı basını, ekranlarını saatlerce bu konuya ayıran Batı televizyonları, Mısır’daki katliama kör ve sağırdı.
Türkiye, dünyada en az yabancı gazete ve dergi okunan ülkelerden birisi. Muhtemelen yabancı televizyon kanallarını da fazla izleyen yoktur. Ancak yukarıdaki değerlendirme yanlış bile değil, yalan. Dünyada belli başlı tüm TV kanalları ve saygın gazeteler, Mısır olayına hem haber hem yorum olarak geniş yer ayırdılar. Yapılan yorumların ezici çoğunluğu Batılı devletlerin ve özellikle ABD‘nin pasifliğini, ikiyüzlülüğünü kınıyordu. Başlangıçta “Bir an önce normal düzene geçilsin” diye kabul edilebilecek anlayışlı tavrın katliamdan sonra geçerli olmayacağını savunuyorlardı. Washington Post Gazetesi başyazısında Obama yönetimine katliamda suç ortaklığı atfetti. Buradaki asıl mesaj Batı medyasının yaptığının savunulması değil. Türkiye gibi iddialı bir ülkede bilgiye dayanmayan, siyasi/ideolojik veya duygusal saiklerle yapılan yorumların siyaset üretme çabalarına zarar vereceğidir. Mısır olaylarından çıkarılacak ders, Batı dünyasının ikiyüzlülüğü veya duyarsızlığından ibaret olamaz. Hele fatura demokrasiye kesilemez. Sorun demokratik gelenek, zihniyet ve kurumların eksikliğindedir. Onun da panzehri demokrasiden vazgeçmek değil herkesin hakkına, hukukuna saygı duyarak mutabakat inşa etmektir.
Mısır’daki kavga Müslümanlar ile “Batı” arasında değildir. Abdülfettah el Sisi‘yi, kıdemli generalleri kenara iterek Muhammed Mursi, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı yaptı. Sisi’nin kendisi hayli dindar, eşi tesettürlü. Dolayısıya kanlı kavga Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasında değil İslamcılarla, Mısır derin devleti ve Müslüman olup da Müslüman Kardeşler’den hazzetmeyenler arasındadır. Arada Mısır’ın Kıptileri de radikalleşmiş İslamcı tabanın gadrine uğramaktadır. Darbenin ya da daha doğru tanımlamayla karşıdevrimin arkasındaki parasal ve siyasal en büyük güç Suudi Arabistan‘dır. Riyad’daki yönetim Müslüman Kardeşler’den hoşlanmaz. Bu örgütü siyasal rakibi olarak görür, zayıflamasını ister. Suudi Arabistan kendi karşıdevrimci stratejisinin gereği olarak Mısır’daki askeri yönetime destek vermekte, katliam boyutlarına varan gelişmelere ses çıkarmamaktadır. Eğer Türkiye’deki muhafazakâr kamuoyu Arap devletlerini bu kadar küçümsemeseydi, onların da kendilerine göre bölge vizyonları olduğunu, Ankara’nınkinden çok farklı bu vizyonun gerçekleşmesi için her şeyi yapacaklarını görebilirdi.
Başkan Obama‘nın katliam karşısındaki utanç verici tavrı ise ABD’nin stratejik çıkarlarıyla yakından bağlantılıdır. Dünkü Radikal Gazetesi’nde Murat Yetkin silah ticareti çerçevesinde durumu net bir şekilde özetledi. (http://www.radikal.com.tr/ yazarlar/murat_yetkin/misirda_darbe_ve_ abd_silah_ticareti-1146529) Ayrıca ABD Mısır ordusuyla ilişkilerini kesmenin terörle mücadeleye ve stratejik ilişkilere zarar vermesini istemiyor. AB ülkeleri daha sert bir tavır almaya doğru yöneliyor. Bu durumda Türkiye’nin Mısır siyasetinde Avrupalı ülkelerle işbirliğini dışlamaması, bugünkü felaketlerin bir an önce sona erdirilebilmesi açısından içeride Batı düşmanlığını körüklemekten daha yapıcı bir tercihtir.