Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Çarşamba günü Başkan Obama, köleliği kaldıran Amerikan Başkanı Abraham Lincoln adına yapılan anıtın önünde bir konuşma yapacak. Martin Luther King'in dünya tarihinin en iyi bilinen, hatırlanan ve bazı bölümleri ezberlenmiş "Bir rüyam var" adlı konuşmasını yaptığı Washington'daki büyük mitingin ellinci yılı münasebetiyle.

        Elli yıl önce ABD'deki kurumlaşmış ırkçılığa son verilmesini talep eden 200 bin kişi (siyahların yanında önemli sayıda beyaz da vardı) Amerikan başkentinde Mall adı verilen alanda toplanmıştı. Amerikan iç savaşının bitmesinden yaklaşık yüz yıl sonra Amerikalı siyahların eşit haklara sahip vatandaş olamamalarını protesto etmeye gelmişlerdi.

        Özellikle iç savaşı kaybeden eski köleci Güney eyaletlerinde Jim Crow Yasaları adı verilen bir dizi kanunla ırkçılık kurumsallaşmıştı. Amerikan devleti de İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar çeşitli kurumlarıyla ırkçılığın sürmesine destek veriyordu. Irkçı örgüt Klu Klux Klan'ın siyahlara yönelik şiddeti müsamaha görüyordu. Kongre'de Güneyli üyelerin ağırlığı hatırı sayılır düzeydeydi. Onlara rağmen ırkçılığa karşı kanunlar geçirmek zordu. Böyle bir tarihi olmayan Kuzey'de bile gündelik hayatta siyahlar ciddi ve keskin bir ayırımcılığa uğruyordu.

        İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra siyahların eşitlik mücadelesi iyice canlandı. 1950'lerde ciddi bir ivme kazanmaya başladı. Bu yeni gelişmede siyahların giderek daha fazla Amerikan toplumu içinde işlevsel olmaları, eğitim düzeylerinin yükselmesi, orta sınıflaşmanın artması rol oynuyordu.

        Amerika için ölmemiz uygun bulunuyorsa eşitliğimiz de tanınmalıdır şiarıyla başlayan mücadelede ilk aşamada Amerikan ordusunda birliklerin karışık hale gelmesi sağlandı. 1954 yılında Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin siyahların ve beyazların ayrı okullarda okumalarını Anayasa'ya aykırı bulmasıyla önemli bir eşik geçilmiş oldu.

        1955'de Rosa Parks adlı bir kadının Alabama eyaletinin Montgomery kentinde otobüste yerini bir beyaza bırakmayacağını söylemesiyle hareket kitleselleşmeye başladı. Montgomery'de Martin Luther King'in düzenlediği otobüs boykotu, şiddeti dışlayan eylemler, yürüyüşler, boykotlarla siyahların özgürlük hareketi ivme kazandı. Birbiri ardına gelen mahkeme kararlarıyla siyah öğrencilerin üniversitelere girmesine izin veriliyor, buna direnen eyaletlerde engellemelere başvuruluyor, polis şiddeti azıyordu.

        "Washington'a büyük yürüyüş" böyle bir arka plana sahipti. Kendisine ümit bağlanan John F. Kennedy'nin ırkçılık konusunda cesur adımlar atmaktan kaçınması, bir an önce kendileri için adalet isteyen siyahların ve onlarla ittifak halindeki liberal beyazların, yerleşik kiliselerin sabrını zorluyordu. Bu artan sabırsızlık özellikle kent merkezlerinde yaşayan siyahların şiddete yönelmesi için zemini hazırlıyor, daha sonra King'in tarihsel rakibi olarak sivrilecek Müslüman lider Malcolm X bu potansiyel şiddet dalgasının sözcülüğüne ilerliyordu.

        Kendisi de bir papaz olan King konuşmasına ABD'nin siyah vatandaşlarına tepen bir çek verdiğini, Washington'a bu çeki keşide etmek için geldiklerini, eşitlik ve hak talebinde bulunduklarını söyleyerek başlamıştı. Bir vaaz gibi sürdürdüğü konuşmasının en çarpıcı, duygusal yükü ve siyasi mesajı en yoğun bölümü "Bir rüyam var" diye başlayan bölümdü. King bu bölümde, gelecekte "çocuklarının derilerinin rengiyle değil, kişiliklerinin özüyle değerlendirilecekleri" bir Amerika hayal ettiğini söyleyip, eşitlik talebini haykırıyordu.

        Konuşma, özgürlüğe kavuşulduğunda, "Tanrı'nın tüm çocukları... el ele tutuşabilecek ve o eski zenci ağıtının dizelerini hep birlikte söyleyecekler: ‘Nihayet özgürüz, nihayet özgürüz, ey yüce Tanrım nihayet özgürüz".

        Güzel bir rüyaydı. Hala da güzel ama hala tam olarak gerçekleşmiş de değil.

        Diğer Yazılar