Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HER ne kadar tam olarak kanıtlanmış değilse bile Suriye rejimi savaş ahlakının önemli bir kırmızı çizgisini aşmış gözüküyor. Kimyasal silahların savaşta kullanılmaması İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki ilk anlaşmalardan biridir. ABD Başkanı Barack Obama geçen sene biraz da boş bulunup kimyasal silah kullanılmasını kırmızı çizgi ilan etmiş olduğundan Suriye rejimine karşı bir hamle yapmak zorunda. Dünyanın her yerinde saldırı ne zaman ve nasıl yapılacak konusunda spekülasyonlar gırla gidiyor.

        ABD tarafı açısından üç koşulun yerine gelmesi gerekiyor. Öncelikle bu suçun işlendiğinden kesinlikle emin olunması, ki bu konuda Dışişleri Bakanı John Kerry artık şüpheleri kalmadığını söyledi. İkincisi savaşa bulaşmaya hiç niyetli olmayan Amerikan kamuoyunu öfkelendirmemek için Kongre'nin desteğini almak ve müttefiklerle işbirliği yapmak. Üçüncüsü ise bir harekât yapılacaksa bunun hukuki gerekçesini bulmak ve sağlam temel üzerine oturtmak.

        Türkiye'de çok konuşulduğu gibi Kosova türü uzun süreli yoğun bombardıman ihtimali hiç de güçlü gözükmüyor. Amerikan kaynaklarında ağırlıklı olarak öne çıkarılan plan iki veya üç gün sürecek, füzeler ve uzun menzilli ağır bombardıman uçaklarıyla gerçekleştirlecek nokta atışlı bir hava saldırısı öngörülüyor. ABD'nin herhangi bir şekilde Suriye'deki iç savaşa doğrudan bulaşmaması da en önemli öncelik sayılıyor.

        Bu veriler ışığında uzun soluklu, rejimi askeri baskıyla devirmeye yönelik bir harekâttan bahsetmek mümkün değil. Obama'nın tüm dış politikası ve içgüdüleri böyle bir seçeneğe karşı. Dolayısıyla kısa süre sonra gerçekleşebilecek bir hava saldırısı rejime ders vermek, ürkütmek, kimyasal silah çizgisini bir daha geçmemesi için sert bir ihtar vermek diye görülmeli.

        Rusya bile, Dışişleri Bakanı Lavrov'un ağzından kimse için savaşmayacakları mesajını vererek aslında Esad rejiminin bu hunharlığında ona kanat germeyeceğini ima etmiş oldu. Bu durumda Esad rejimi saldırıya uğradığı takdirde ABD çıkarlarına zarar vermeyi, İsrail'e saldırmayı düşünebilir. Veya kumarının boşa çıktığını görerek kendisine yönelik başkaldırıyı elindeki diğer silahlarla ezme çabalarını sürdürür. Amerikan veya Amerika önderliğinde bir NATO saldırısı eğer hava kuvvetlerini hedef alır, havaalanlarını kullanılamaz hale getirirse rejimin eli muhalifler karşısında epeyce zayıflar. ABD işi o raddeye getirmek ister mi emin değilim.

        Bu saldırı gerçekleştikten sonra bile Suriye sorunu çözülmüş olmayacak. Belki Rusya, ABD ile birlikte bir türlü toplanamayan Cenevre konferansını düzenlemek için daha ciddi bir çaba içine girecek. Ne var ki Suriye'deki diğer önemli faktör, yani İran-Hizbullah ittifakı Esad rejimini kollamayı sürdürecektir. Bazı gözlemciler saldırı halinde İran'ın yeni Devrim Muhafızı birliklerini gönderebileceğini düşünüyorlar. Havaalanları tahrip edildiği takdirde bunu da yapmak imkânsız hale gelebilir.

        Suriye'deki muhalefetin çok başlılığı ve cihadcı unsurların ön plana çıkışı rejime yönelik öldürücü bir darbe vurulması ihtimalini sıfıra indiriyor. Yalnızca Batı dünyası değil, Rusya, Çin ve hemen tüm belli başlı ülkeler cihadcı teröristlerin bu iç savaşın kazananı olmasına karşı. Esad'ın iç savaşı kazanması İran hanesine yazılacağından ABD açısından nasıl makbul bulunmuyorsa, Nusra Cephesi gibi unsurların hâkimiyet kuracakları bir Suriye de El Kaide'yi güçlendireceği için istenmiyor. Zaten bu savaşın bu denli uzun sürmesinin, daha doğrusu Batı'nın doğrudan müdahil olmamasının bir önemli nedeni de bu.

        Sonuç olarak Türkiye kamuoyu Suriye'ye yönelik harekâtın sınırlı hedefli, kısa sürecek ve beklentileri karşılamayacak bir eylem olacağını görmeli. Durum böyleyse ve Kosova yahut Libya benzeri bir durum söz konusu değilse o zaman da Türkiye'den herhalde fazla bir katkı istenmeyecek, beklenmeyecektir.

        Diğer Yazılar