Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bildiğimiz Ortadoğu dönüşüyor. Bu dönüşümde Irak savaşlarının önemli bir payı var. Ancak kolaycılığa kaçanların önerdiği şekilde bu dönüşümün mimarları yüz yıl öncesinde olduğu gibi büyük, emperyal güçler değil. Ya da en azından sadece onlar değil. Elbette enerji kaynakları, İsrail'in bekası gibi nedenlerle Batı'nın bu bölgede olup bitenlere yakın ilgisi sürüyor. Ne var ki gücü tek başına her şeyi şekillendirmeye yetmiyor. Üstelik ABD giderek kendi enerji kaynaklarını geliştirdiğinden bölgedeki çıkarları da eskisi kadar tayin edici olmaktan çıkıyor.

        Ortadoğu siyasal coğrafyasının şekillenmesinden ve yeni devletlerin kurulmasından beri geçen doksan yılda bu devletlerin kendi çıkar hesapları da şekillendi, siyasal kapasiteleri arttı. Her şeyi büyük güçlerin güdümünde yapmak durumunda değiller.

        Türkiye'nin iki komşusu Suriye ve Irak bölgeyi alt üst eden dönüşümde en ağır bedelleri ödediler ve ödemeye devam edecekler. Fiilen Irak diye bir ülke, sınırları henüz değişmese de yok. Suriye'nin de akibeti savaş nasıl biterse bitsin benzer olacak. Irak'ta yıkım ABD'nin emperyal projesinin sonucuydu. Suriye'deki savaş zayıflamış bir ABD'nin bölgeden elini ayağını çekmek istediği bir dönemde patladı.

        Suriye bir yandan bölgesel güçlerin ve daha sonra Rusya-Çin ve ABD mücadelesinin oyun alanı haline gelirken, bölgesel hegemonya savaşı mezhep ayrılıkları üzerinden ideolojik çerçevesini buldu. Bu unsurlara ayrıca ulusötesi cihadcı hareketler de eklendi ve durumu daha da karmaşık hale getirdi.

        Böyle bir ortamda Suriye rejimine yönelik hafif veya ağır bir askeri müdahalenin herhangi bir sorunu çözme, Suriye'de akan kanı durdurma, siyaseten makul bir ortamın geri getirilmesini sağlama ihtimali zayıf.

        Bu nedenle Suriye'ye müdahalede başı çeken üç ülke ABD, Britanya ve Fransa'nın iç siyasetinde muhalefet sertleşti. Gene de kamuoylarının isteksizliğine rağmen gerekli bir takım adımlar atıldıktan sonra Esad rejimine yönelik bir harekat gerçekleşecek gibi. Suriye işine bulaşmamak için bin dereden su getiren Obama kimyasal katliamından sonra askeri bir müdahale gereği duyuyor.

        Son olaylar üzerine Amerikan kamuoyunda yapılan tartışmaların bir tarafında ABD'nin Suriye'ye derhal müdahale etmesini, Esad rejimini cezalandırmasını ve yeniden, Irak Savaşı dönemine benzer bir tutum alarak Ortadoğu'ya şekil verecek bir strateji benimsemesini isteyenler var. Bunlar bu şekilde İran'ın zayıflatılacağını, Rusya'ya da bir ders verileceğini savunuyorlar. Bir de Amerikan dış politikasının diplomasiden çok askeri güce dayanmasından rahatsız olan, ABD'nin temel çıkarları tehdit altında olmadıkça insani sorunlar ne boyutta olursa olsun Suriye'ye müdahele edilmemesini savunanlar var. Bunlara göre siyasi hedefleri belirlenmeden başlanacak bir askeri harekatın faturası çok yüksek. Hatalı bir müdahale ülkedeki dengeleri değiştirecek, işleri daha fazla içinden çıkılmaz hale getirecek, hatta şiddet düzeyinin artmasına yol açacaktır.

        Amerikan kamuoyu Irak Savaşı'na giderken yediği kazıkları gayet iyi hatırladığından bu kez yönetimin herhangi bir kapsamlı askeri müdahaleyi pazarlaması kolay değil. Kamuoyunun en fazla dörtte biri Suriye'ye yönelik bir harekatı destekliyor. New York Times gazetesinin dünkü başmakalesi Obama'nın henüz ülkeyi ikna edecek kanıtları ortaya koymadığını sert bir dille yazıyordu. Arap Birliği'nin bile saldırıyı kınadığı halde askeri bir müdahale talebinde bulunmadığını vurguluyordu.

        Stratejik hedefi ve siyasi amacı belli olmayan bir askeri harekatın olası Rus ve İran tepkileri nedeniyle işleri iyice karıştırması mümkündür. O nedenle öncelikle askeri harekatın gerçekleşmemesi, ille de yapılacaksa çabucak bitip Suriye içi dengeleri bozmadan nihayete ermesi için dua etmek gerekir.

        Diğer Yazılar