Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BAŞKAN Obama'nın cumartesi yaptığı açıklamayla birlikte pek çok açıdan uluslararası sistem daha önceden öngörülemeyen bir noktaya geldi. Ondan önce Britanya Parlamentosu'nun Suriye'de askeri müdahaleye karşı çıkması da uluslararası sistem içinde bu ülkenin artık giderek çok kısıtlı bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyordu.

        Britanya Parlamentosu'ndaki oylamanın, Başkan Obama'nın Amerikan Kongresi'ne gitme kararının hiç kuşkusuz her iki ülkenin Irak savaşındaki sicilleriyle bir bağlantısı var. O savaşın yarattığı felaketler ve kamuoylarında bu nedenle yerleşen derin kuşkuculuk bu iki demokratik ülkede yönetimlerin meclislerinden izin istemelerine yol açtı. Bir bakıma kamuoyunun dış politika yapımında artan önemde bir faktör haline geldiğini gördük.

        Obama Kongre'yi kararın bir parçası haline getirerek, sonuç müspet de menfi de çıksa iç politikada Parlamento'yu köşeye sıkıştırdı. Bir bakıma dünya kamuoyuna da şu mesajı vermiş oldu: Amerikan hegemonyasından memnun değilseniz, onsuz dünyanın dirlik ve düzeninin nasıl sağlanacağı üzerinde de düşünmeye başlayabilirsiniz. Bir Türk akademisyenin tanımlamasıyla belki de Pax Americana'nın bugüne dek bildiğimiz haliyle sonunu ilan ediyor.

        Bu rahatlıkta ABD'nin önümüzdeki on yıl içinde doğalgaz ihracatçısı ve Suudi Arabistan'dan daha büyük bir petrol üreticisi haline gelecek olmasının payı yüksek. Bu bağlamda Ortadoğu'daki Amerikan politikasının belirleyicilerinden birisi devreden çıkıyor. Kısacası Obama bu yeni gerçekler ışığında ülkesinin daha az müdahaleci bir tutum almasında beis görmüyor.

        Tabii Obama'nın konuşması ve aldığı kararı ancak Kongre onayladığı takdirde uygulayacağını söylemesi dünya sistemi açısından bir deprem etkisi de yaptı. Karardan hoşlanmayan gözlemciler söz birliği etmişçesine ABD'nin kredibilitesini yitirdiğini, bir büyük gücün bu denli mütereddit hareket etme hakkı olmadığını, özellikle Suriye konusunda baştan beri var olan vizyon eksikliğinin ABD'yi kilitlediğini söylediler. ABD'nin kararlılığının sorgulanacağından şikâyetçi oldular.

        George Bush'un ne denli kararlı olduğu ve yeni muhafazakârların vizyonuyla hareket ettiği akla geldiğinde iyi ki Obama böyle demek gerekiyor. Başkanın dış politika konularında pek gönlünün olmadığı, tüm gücüyle Amerikan ekonomisini yeniden yapılandırmaya odaklandığı biliniyor. Bir yandan da ABD'nin dünya ölçeğindeki taahhütlerinin azaltmak istiyor.

        Kaynakların her yere yetişmeye imkân tanımadığını savunuyor. Topu Kongre'ye atarak Amerikan siyasetinin bu konularda yeni pozisyonları tartışmaya açmasını da sağlamış oldu. Kaldı ki Obama, Kongre'den yetki alarak elini güçlendirdiği takdirde istediği zaman, istediği kapsamda ve yoğunlukta bir cezalandırma saldırısı yapma imkânına sahip olacak.

        Suriye'de yaşanan tüm insanlık faciasına rağmen belli ki hayırlı bir sonuca varmak zor. Baas rejimi herhangi bir çözümün içinde yer alacak. Dünya sisteminde belli başlı oyunculardan ne Rusya, ne İran, ne Çin, ne Batı, Suriye'de Nusra Cephesi veya benzeri cihatçıların iktidara gelmesini istemiyor. Bu gerçek bundan sonra diplomatik bir çözüme odaklanılmasında başlangıç noktasını teşkil edebilir.

        Rusya'da yapılacak G-20 Zirvesi'nde belki de bu diplomatik çözüm arayışlarının ilk adımlarını görmek mümkün olur. Bu bağlamda Obama'nın kararıyla kendini bir kez daha ofsaytta bulan Türkiye'nin de bundan böyle savaş çığırtkanlığı yapmaktan, Nusra Cephesi'ne ve benzerlerine gösterdiği müsamahadan vazgeçmesi çıkarına olacaktır.

        Musevi okurların Roş Aşana (Yeni Yıl) bayramını kutlarım.

        Diğer Yazılar