Rejim, harekât Türkiye
HER askeri harekât ciddi belirsizlikler içerir. Başlangıç noktasındaki hesaplarınız tutmayabilir. İşin sonunda kendinizi hiç beklemediğiniz yerlerde, felaket içinde debelenirken de bulabilirsiniz.
Amerikan Senatosu'nun Dış İlişkiler Komisyonu'nda yaptığı konuşmada Dışişleri Bakanı Kerry düşük bile olsa eğer Suriye derin bir kargaşaya sürüklenirse kara kuvvetlerini kullanma ihtimalinin var olduğundan bahsetti. Böyle bir ihtimal yeni bir savaşa bulaşmak istemeyen Amerikan kamuoyunun Kongre üzerinde onay karşıtı bir baskı kurmasına yol açıyor. Esad'ın saldırıya mukabele etmesi, tırmandırması neticesinde girdaba çekilme korkusu derin.
Beşar Esad'ın ne ölçüde güçlü olduğu sorusu şu sırada kafaları çok meşgul ediyor. Esad'ın kimyasal silah kullanmadığını savunanların en çok öne sürdükleri görüş, son zamanlarda özellikle Kuseyr kentinin Hizbullah tarafından alınmasından sonra rejimin cephede üstünlüğü ele geçirmiş olduğuydu. Zaten giderek hâkimiyet kurduğu bir savaşta rejimin kimyasal silah kullanarak Amerikan saldırısını davet etmesinin aptallık olacağı dile getirildi.
Suriye konusuyla yakından ilgilenen ve sahayı iyi tanıyan bir Türk yetkili Esad'ın hâkimiyet kurmak bir yana gücünün eridiğini düşünüyor. Bu yetkilinin görüşlerini son günlerde çıkan iki yazı da destekliyor. Birinci yazıda Alman Der Spiegel Dergisi'nin muhabirleri Christoph Reuter ve Holger Stark rejimin kimyasal silah kullanma kararının kimler tarafından verilmiş olabileceğini anlatıyorlar. Daha önemlisi iki gazeteci rejimin ileri gelenlerinin "savunma hatlarının çökeceğinden korktuklarını" yazıyorlar. Gene bu iki gazeteciye göre muhalif savaşçılar giderek mevzi kazanıyorlar.
Kudüs'teki bir düşünce kuruluşu için hazırladığı değerlendirmede emekli Yarbay Jonathan Halevi de şu görüşü savunuyor: "Suriye rejimi çoğu gözlemcinin sandığından daha zayıf. Muhalif/isyancı güçler hemen her bölgede zemin kazanıyor. Rejimin içinde bulunduğu durumun zorluğu düzensiz güçlere ve İran, Irak, Lübnan'dan gelen gönüllü birliklere giderek daha fazla ihtiyaç duymasından belli oluyor."
Bu mantıkla bakıldığında şiddetli bir hava saldırısının Esad rejimini ciddi şekilde sarsacağı bekleniyor. Ne var ki hava operasyonlarının sonuç alma sicili hayli kısıtlı olduğu gibi, saldırıyı gerçekleştirecek ABD iktidarı kimin ele geçireceği hakkında, Türkiye'nin pek paylaşmadığı ciddi kaygılar taşıyor. Cihadcıların ya da Nuseyrilerle Hıristiyanlara yönelik katliama girişme potansiyeli taşıyanların iktidara taşınması arzulanmıyor. Dahası rejim elindeki kitle imha silahlarını da kullanabilir.
Dünyada hemen herkes, Kongre onay verdiği takdirde yapılacak operasyonun sonuçlarını derinlemesine tartışırken Suriye ile en uzun sınıra sahip Türkiye'nin gündemi çok farklı. İsrail tüm vatandaşlarına gaz maskesi dağıtmışken, bir saldırının ve hatta savaşın baş destekleyicisi Türkiye sınır illerindeki vatandaşların güvenliği için bile pek adım atmıyor. Ve bu içerideki tartışmanın bir parçası bile değil!!
EDAM için Can Kasapoğlu, Aaron Stein, Sinan Ülgen ve Doruk Ergun tarafından hazırlanan çok aydınlatıcı bir değerlendirme (http ://edam .org.tr/docu ment/Suriye_Ki rmizi _Cizgi.pdf) saldırının nasıl gerçekleşebileceğini irdeliyor. Eğer katılmaya karar verirse Türkiye'nin bu harekâta nasıl katkıda bulunacağını da tartışan rapor şu uyarıyla sona eriyor: "Türkiye harekâta ne ölçüde müdahil olursa Suriye'den gelebilecek bir askeri yanıtın gerçekleşme ihtimali de o kadar artmaktadır. Dolayısıyla Ankara'nın, ittifakın saldırısının ilk aşamasının Suriye'deki rejimin misilleme yeteneğini büyük oranda akamete uğratacak stratejik hedefleri...kapsadığından emin olması gerekecektir".