Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bu hafta içinde Amerikan Kongre'si Başkan Obama'ya Suriye'ye hava saldırısında bulunması için yetki verip vermeyeceğini karara bağlayacak. Bu kararla ilgili tartışmalar Amerikan dış politikasının yönü açısından son derece önemli ögeler içeriyor. Kamuoyu, yorumcular ve siyasi seçkinler hem doğru stratejik tercih hem de ahlaki açıdan Suriye'ye yönelik bir harekatı didikliyorlar.

        ABD yönetiminin Irak savaşındaki yalanları, davranış kalıpları, küstahlığı ve yol açtığı savaşın insani maliyeti nedeniyle dünya kamuoyu indinde inandırıcılığı ya hiç yok ya düşük. Bundan sonrası için ağzıyla kuş tutsa bu imajı değiştirmesi kolay değil. Halbuki Bush yönetiminin aksine Obama yönetimi zaten dünyaya kendi kafasına göre bir şekil verme hırsına sahip değil. Hatta tersine ABD'nin giderek daha sınırlı hale gelen kaynaklarını çok dikkatli harcamak gerektiğine inanıyor.

        Ahlaki açıdan bir çok soru işaretine yol açacak şekilde uzaktan kumandalı insansız hava araçlarını kullanarak hedeflerine varmayı yeğliyor. Bu şekilde Pakistan'da, Afganistan'da, Yemen'de teröristlere yönelik saldırılarda da onlarca sivil ölüyor. Bunun ABD'ye yönelik ciddi bir nefret dalgası yarattığına da şüphe yok.

        İnsansız hava araçlarının kullanılması yalnızca yarattığı bu yepyeni savaş ahlakı/ahlaksızlığı nedeniyle önemli bir dönemeç oluşturmuyor. Gelişmiş Batı ülkelerinde savunma harcamaları büyük bir hızla eriyor. Yaşlanan toplumlardaki sosyal ve sağlık harcamalarının artmasıyla savunmaya ayrılan kaynaklar daha da azalacak.

        Halen 185 bin kişilik mevcuda inmiş İngiliz ordusu bu yıl gelecek kesintilerle birlikte 150 yılın en düşük seviyesine inmiş olacak. Avrupa'nın genelinde de ordular küçülüyor, askerliğe duyulan ilgi hızla azalıyor.

        Avrupa ülkelerine göre daha militarist bir kültürü hala sürdüren ABD'de bile gidiş benzer bir yönde. 2023 yılında Amerikan savunma bütçesinin milli gelirin yüzde 2,4'üne inmesi bekleniyor. Her yıl bütçenin kısıtlanması Amerikan ordusunun savaş iştahının azalmasındaki belki de en belirleyici etken.

        Amerikan ordusu gönüllülerden oluşuyor. Bunun anlamı veya sonucu toplumun en fakir kesimlerinden gençlerin tüm yükü taşımak zorunda kalması oluyor. Toplumda zaten var olan ekonomik eşitsizlikler ülkeyi savunma yükünün de eşitsiz paylaşılması nedeniyle pekişiyor. Geçmişte olduğu gibi ordu vatandaşların düşman ve ölüm önünde eşitlendiği bir kurum olmaktan çıkıyor. Savaş da o anlamda eşitleyici etosunu yitiriyor.

        Çağımızın en önemli tarihçilerinden Mark Mazower bu tespitten yola çıkarak Financial Times'a yazdığı makalede sosyal devletin gelişmesinin savaşla bağını irdeliyor. Mazower daha teknolojik orduların, daha az devlet müdahalesini savunan ekonomik politikaları kolaylaştırdığından şikayet ediyor. Bu durumda zenginliğin eşit şekilde bölüştürülmesi ve bunda devletin daha aktif bir rol oynaması için bir baskı unsuru kalmıyor.

        Suriye'ye yönelik harekata dönersek Washington'daki German Marshall Fund adlı kuruluşun her yıl yaptığı Transatlantik eğilimler anketinin bir bölümü yayın tarihinden iki hafta önce açıklandı. Haziran ayı içinde yani kimyasal silahla yapılan katliamdan önce yapılan araştırmaya göre Amerikalıların yüzde 62'si, Avrupalıların yüzde 72'si müdahaleye karşı. Türklerin de yüzde 72'si onlar gibi düşünüyor.

        Siz Türkiye'deki rakama baktığınızda, en başta sınır bölgelerindeki halkın kimyasal silahlara karşı sivil savunma anlamında hazırlama zahmetine girilmemesinin; gaz maskesi tedarikinin piyasaya bırakılmasının bir yansımasını görmez miydiniz? Sürekli kendi söylediklerini dinlemekten kamuoyuna ikna edici gerekçeler verememiş bir hükümetin dış politika başarısından bahsedebilir miydiniz?

        Suriye faciası bölge devletleri ve dünya güçleri Suriyeliler üzerinden güç kavgası yapmaktan vazgeçmedikçe sürecektir. Maalesef durum budur.

        Diğer Yazılar