Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DEMOKRATİKLEŞME paketini herkes kendi meşrebine göre yorumluyor ve yorumlamayı sürdürecek. Bir kesim özellikle Kürtlerin taleplerini kısmen karşılamaya yönelik çekingen adımları bile fazla bulacak, bir kesim paketin yetersizliğinden ve evrensel değerleri herkes için geçerli kılmadığından şikâyetçi olacaktır. Terörle Mücadele Kanunu'nda, Ceza Kanunu'nda, herkesi terörist ilan etmeye imkân tanıyan "terörizm" tanımlamasında değişiklik yapmaması veya ademi merkeziyetçiliğin kapağını bile açmaması eleştirilecektir.

        Kimilerine göre bu paket eşi benzeri görülmemiş bir demokratikleşme şenliğinin başlangıcıdır. Diğerlerine göre çok geç çıkmış, çok az unsur içeren, temel hak ve özgürlüklerin ihsan değil vatandaşlık tanımının gereği olduğunu bir türlü kabullenmeyen kadim devlet zihniyetinin bir yansımasıdır.

        Gazetelere yansıdığı kadarıyla Başbakan Erdoğan'ın son dakikada bazı maddeleri paketten çıkarması, daha ileri adımlar atmaması "milletin hazır olmadığı" gerekçesine dayandırılmıştır ki bunun da geleneksel yaklaşımlarımızla uyum içinde olduğuna kuşku yoktur. Özgürlükler "verilir", almaya kalkarsanız otoriteyi hiçe sayıp düzeni bozarsınız. O nedenle gösterilerde önceden izin alma gibi, Levent Köker'in aslında varolmadığını söylediği bir kuralı da kemikleştirmekten kaçınmazsınız.

        Pakette eleştirilecek pek çok yön bulunsa da bir kez daha "buna da hamdolsun" diyerek, cebe koymakta yarar var. Yapılanı kendi içinde değerlendirerek hayırlı birtakım adımlar atıldığını tabii ki söylemeliyiz. Tabii, bir işi siyaseten değil özünde doğru olduğu için yapma alışkanlığının edinilemediğini de, Heybeliada Ruhban Okulu örneğinden giderek vurgulayabiliriz.

        Kuşkusuz Türkiye'nin en yakıcı meselesi Kürt meselesi olduğu için o konudaki adımlar ve seçim sistemiyle ilgili açılımlar dikkati en çok çeken unsurlarıydı paketin. Kürtlerin bu kadarla yetinip yetinmeyeceği, bu haliyle paketteki maddelerin daha ilerideki pazarlıkların avansı olup olmadığı elbette daha tartışılacaktır. Zaten herkes merakla, BDP bu konuda hayli sert ve olumsuz konuşmuş olmasına rağmen, "İmralı" ve "Kandil" ne diyecek/yapacak diye bekliyor. Bu konuda da anadilde eğitimin meşruiyetinin teslim edilmesini cebe atarak, köy isimlerinin aslına dönmesine ve "yasaklı harf" saçmalığından kurtulduğumuza şükredebiliriz.

        Nefret suçları konusunda Türkiye idaresinin, siyasetinin ve yargısının sicili kesinlikle parlak değildir. Bundan sonra parlayacağına dair bir inancı destekleyecek fiili örnekler yok denecek kadar azdır. Bu durumda nefret suçuna cezaların artırılmasının genel eşantiyon merakımızın bir tezahürü mü yoksa nihayet bu konuda duyulan bir rahatsızlığın sonucu mu olduğunu uygulama ile anlamak imkânına kavuşuruz.

        Paketteki en büyük eksiklik Alevilerin beklentilerine yönelik dişe dokunur hiçbir adım atılmamasıdır. Bu mesele Türkiye'nin laik bir devlet yapısına sahip olup olmadığı ile ilgilidir. Başörtüsüyle kamu hizmeti verilebilmesi Türkiye'nin nihayet özgürlükçü bir laiklik anlayışına, inanç özgürlüğüne saygılı bir anlayışa geçtiğinin yegâne simgesi değildir. Olsa olsa anlamsız ve ayrımcı bir yasağın nihayet kaldırılmasından ibarettir bu tasarruf. Gayrimüslimlerin konumunu bir kenara koyarsak Türkiye'nin asıl laiklik sınavı bir inanç azınlığı olan Alevilerin inanç ve ibadet özgürlüklerine saygı duyulup duyulmayacağıdır.

        Daha önceki "laik" olma iddiasındaki tüm Cumhuriyet hükümetleri gibi, kimliğindeki din vurgusu ağır basan ve söyleminde inanç özgürlüğünün yılmaz savunucusu olan bu hükümet de Alevilerin inanç özgürlüklerini tınmadığını bir kez daha kayda geçirmiştir.

        Cumhuriyet'in 90. yılında demokrasi açısından en hazin görüntülerden birisi de budur ve ne yazık ki bu paket de o ayıbı kapama iradesini gösterememiştir.

        Diğer Yazılar