Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Washington

        Bir sonraki ayın kirasını nasıl ödeyeceğini bilemeyen, çocukların okul taksitini denkleştirmekte zorlanmaya başlayan, giderek artan sayılarda işsizlik sigortasına başvuran ücretsiz izne ayrılmış veya ücretsiz çalışan memurlar ve memureler tırnaklarını kemirerek bütçe krizinin sonuçlanmasını bekliyor.

        New York kenti turizm gelirlerinden mahrum kalmasına yol açtığı için Hürriyet Abidesi'nin bakımı ve işletmesi için gerekli masrafları üstlendi, maaşları ödüyor. Çeşitli eyaletler de üç günlük bayram tatilinin getirisini kaybetmemek için, benzer şekilde sınırları dahilindeki parkları ve müzeleri işletmek üzere kendi bütçelerinden para ayırmaya başladı.

        Aslında bu yazı çıktığında belki de Amerikan devletinin çalışmaya başlaması için gerekli kararlar alınmış olacak. Üstelik pazarlıkların niteliği bütçe kriziyle borç sınırı krizinin birlikte en azından Ocak ortasına kadar ertelenmesini öngörüyor. Henüz kesin yargılarda bulunmak için erken sayılsa da şu ön değerlendirmeleri yapmak mümkün.

        Obama'nın sağlık sigortası programının özüne yönelik bir müdahale olmayacak. Başkan bu krizden, eğer geçen sene zenginleri vergilendirme konusunda yaptığı gibi büyük bir taviz vermezse, güçlenmiş çıkacak. Üyelerinin yüzde 43'ü Cumhuriyetçi Parti'den hazzetmeyen Çay Partisi giderek marjinalleşecek. Bu krizde Cumhuriyetçi Partinin makul Senatör ve Temsilciler Meclisi üyeleri Çay Partisini bastırmak için güçlü bir irade sergilediler.

        Böylesine derin bir krizin ardından Çay Partililer üçüncü bir parti olarak kendilerini siyasi arenaya atmak zorunda kalabilirler ya da Cumhuriyetçi Parti bir sonraki başkanlık seçiminde de dayak yediğinde bunları bünyesinden atar. Eğer atmayı becerebilirse.

        İç siyasette Demokratların işine yarayan bu gelişmeler dış politikada da kanımca yürütmenin elini serbest bırakıyor. Gerçi Obama'nın geçtiğimiz beş yıl içindeki dış politika sicilini başarılı bulmak mümkün değil. Ne var ki bu değerlendirme eski kalıplar açısından doğru. Yani ABD'nin dünyanın bekçiliğini yaptığı, kural koyucu olduğu ve bu kurallara uyulmasını sağladığı, kendisinden bunların beklendiği dönemler için değerlendirme yerinde.

        Obama yönetiminde ABD'nin kendisini her şeyden sorumlu tutarak dünya olaylarının merkezine oturduğu bu gerekçeyle de her yere müdahil olduğu anlayış geride kalıyor gibi. Bu ABD'nin dünya işlerinden elini ayağını çektiği anlamına gelmiyor. Ancak bazı konularda davulun kendi omuzunda tokmağın ise başkasının elinde olmasına karşı manevralar yapıyor.

        Şimdilik en göze batan manevralar Ortadoğu'da. ABD altmış yıldır koruyucusu olduğu statükonun elden gitmesi karşısında pek ciddi şekilde müdahil olmuyor. Obama Suriye'de topa ordusuyla girmek istememişti, girmedi. İran ile açılım yapmak istiyordu, yaptı. İsrail giderek ABD ile de ters düştüğü ölçüde yalnızlaşıyor. ABD ise bölgedeki hemen tüm yakın müttefikleriyle önemli konularda ayrı düşüyor.

        Obama'nın bu durumdan pek rahatsız olmadığı anlaşılıyor. Sonuçta herkesin ABD'den şunu ya da bunu yapmasını beklediği bir dönemde giderek Amerikan güvenliğini insansız hava araçlarına ve özel kuvvet operasyonlarına havale ediyor. Amerikan toplumuna "bir şeyler yapmak zorundayım ama merak etmeyin fazla da hareketli olmayacağım" mesajını veriyor. Rusya ve Çin'e, "büyük devlet sayılmak istiyorsanız elinizi taşın altına koymaya başlayın" diyor. Dünyaya söylediği ise şu: "askeri çözümlerden hoşlanmıyorum, diplomasiyi deniyorum".

        Ama Amerikan dış politikasındaki en güçlü değişim eğilimi uluslararası ekonomik sistem bağlamında yaptıkları ya da yapmak istedikleri. Tam da bu nedenle Obama'nın ulusal ekonomiyi toparlama programı büyük önem taşıyor.

        Okurların Kurban Bayramını kutlarım.

        Diğer Yazılar