Yeni Cumhuriyet
TÜRKİYE'nin bugün Cumhuriyet'i yeniden tanımlamakta olduğunu görmeniz için siyaset bilimci olmanız gerekmiyor. Bu yeniden tanımlamada kuruluşa damgasını vurmuş tahayyülden farklı bir tahayyülün daha doğrusu bir dünya görüşünün egemen konumda olduğuna şüphe yok. Bu yeni tanımlama döneminde kuruluştaki Cumhuriyet'in değerleri tartışmaya da açılıyor. Daha demokratik bir dönemde yaşadığımıza, 1920'lerin projesine anlam kazandıran bağlamdan da çoktan çıktığımıza göre bunda bir beis yok.
Cumhuriyet'in ilkelerinin ne olması gerektiği hakkında ciddi fikir ayrılıkları, birbirine zıt tercihler söz konusu. Ne var ki bu, Cumhuriyet'in devletin davranış kalıpları, zihniyeti, hukuk anlayışı konularında ciddi ve derin bir süreklilik yaşanmasına engel olmuyor. Bu süreklilik Cumhuriyet döneminin tüm seçkinlerinin hukuk devleti ilkelerine saygılı bir demokratik yönetim zihniyetinden fersah fersah uzak olmalarında kendini gösteriyor.
Türkiye'de siyasete taraf olanların hemen hepsinin zihniyet dünyasına egemen olan mutlakiyetçilik neredeyse her konuda inatlaşmanın ya da intikamcılığın ön plana çıkmasına yol açıyor. Ortak tarihin, adı üstünde ortak olduğu, o tarihi eleştirmekle ret ve inkâr etmek arasında büyük bir fark olduğu tam kavranamıyor. Bu durumda da tarihle yüzleşmek yerine onunla siyaseten hesaplaşmak ön plana çıkıyor. Sağlıklı şekilde tarihi analiz edip geleceği bundan da yararlanarak şekillendirmek güçleşiyor.
Bugün iktidarda olan siyasi kadrolar, Cumhuriyet kurucularının fikri çerçevesini kabul etmeyen bir ideolojik çizgiden geliyorlar. Dolayısıyla Cumhuriyet'le didişmekten kendilerini alamıyorlar. Bu didişme Cumhuriyet'i kendi koşulları içinde nesnel bir şekilde değerlendirmenin de önüne geçiyor. Son tahlilde tüm hata ve günahlarına karşın Cumhuriyet, kısıtlı demokratik alanı içinde kendisini ideolojik olarak reddederek yola çıkanların iktidara gelmelerini de sağladı.
Bugünden dönüp baktığımızda hayli hatası ve günahı olan Cumhuriyet'in gene de başarılı bir proje olduğunu kabul etmek gerektiği kanısındayım. Şu anlamda başarılıdır. Sömürgecilik döneminde, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde yetişmiş kadrolar dünya dengelerini fevkalade iyi okuyarak bağımsız ve egemen bir devlet kurmayı becermişlerdir. O dönemde ne bu bölgede ne de başka yerlerde böyle bir başarı öyküsü vardır.
Dahası Baskın Oran ve arkadaşlarının üçüncü cildi yeni çıkan muhteşem "Türk Dış Politikası" kitaplarında uzun uzun anlattıkları gibi kuruluş döneminin dış politikası da yeni ve kırılgan devletin dünya sisteminde saygın ve kaale alınan bir oyuncu olmasını sağlamıştır. Gerek Akdeniz'deki güç kavgalarında, gerek Balkanlar'da Türk dış politikası maharetli bir diplomasi izleyebilmiştir.
Ülkenin gücü ve zaafları doğru değerlendirilmiş, dünyadaki (daha doğrusu Avrupa'daki) gidişat da gerçekçi bir bakışla okunmuştur. Sonuçta Serhan Ada'nın eşsiz kitabında hikâyesini anlattığı gibi tek kurşun atmadan Hatay yeni Cumhuriyet'e katılmıştır. Bugünkü dış politikayı yönetme sorumluluğunu taşıyanların gerçekten de o dönemden alacakları az ders yoktur.
Bugün yeni Cumhuriyet kurulurken ülkenin artan şekilde gerildiği de bariz şekilde ortadadır. Giderek toplumun ortak paydaları yok olmakta kutuplaşma toplumsal dengeyi sarsacak boyutlara gelmektedir. Bu yönelimde geçmişi bugünkü siyasal kutuplaşma üzerinden okumanın payı büyüktür. Ancak onun kadar etkili olan bir unsur bu toplumda inanarak hukukun üstünlüğünü savunan, birey haklarına saygılı kendi mutlak değerlerini dayatma peşinde koşmayan bir siyasetin üretilememiş olmasıdır. Kısaca, çağdaş bir demokratik yapıya inancın zayıflığıdır. Önümüzdeki on yılda da bu aşılamazsa Cumhuriyet'in başarısından söz etmek mümkün olmayacaktır.