Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Cuma gününün en olumlu dış politika haberi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif'in birlikte seyahat etmeleri, ardından Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Zarif'i kabul ederek uzunca bir süre görüşmesiydi.

        Yansıyan haberlerden anlaşıldığı kadarıyla her iki ülke de Suriye'deki iç bölgeyi giderek daha da istikrarsızlaştıracağına inanıyor. Bu ortak tespit iki tarafın siyaseten aynı çizgide buluşacağı anlamına gelmiyor tabii. Ne var ki her iki ülkenin ikili ilişkileri daha yumuşak bir ortama taşımada çıkarları var.

        Irak Savaşı'ndan Arap isyanlarına kadarki dönemde iki ülke farklı stratejik çıkarlara sahip olmalarına ve aralarındaki bariz nüfuz rekabetine rağmen ilişkilerini derinleştirmeyi başardılar. Türkiye uzun zaman İran'a arka çıktıktan sonra NATO'nun füze kalkanı projesine dahil olmayı kabul edince soğuk rüzgarlar esmeye başladı.

        Arap isyanlarını her iki ülke de kendi çıkarlarına uygun diye değerlendirdi. Ayaklanan halklara destek verdi. Ne var ki, özgürlük ateşi Suriye'ye geldiğinde Ankara ve Tahran birbirilerine zıt tavır aldılar. İran Suriye'deki kanlı rejimi ölesiye desteklerken Türkiye dış politikasındaki tüm köklü alışkanlıkları, ihtiyat sübaplarını bir kenara atarak iç savaşa dahil oldu. Kendisini mezhepsel kutuplaşmadan kurtaramadı. Üstelik izlediği politika hem Esad'ı devirmek hem Suriye Kürtlerine nefes aldırmamak üzerine kurulunca cihatçı unsurlarla gereksiz bir yakınlaşma içine girdi.

        Aynı dönemde İran'daki bazı çevrelerden Kürecik'te radar ve Suriye politikası nedeniyle Türkiye'ye yönelik saldırgan bir dil kullanıldı. İran'da yeni Cumhurbaşkanı Ruhani'nin dünya ile daha barışık bir siyaset izleme arzusu iki ülke arasındaki buzların erimesi için gerekli koşulları yarattı.

        İran, halkını inim inim inleten ekonomik ambargoların da etkisiyle normalleşmeyi zorlamaya başladı. Türkiye ise Suriye politikası ve Mısır darbesinden sonraki söylemleri nedeniyle hayli irtifa kaybettiğinden yavaşça yaklaşımını değiştirmeye başladı. Irak ile yakınlaşma çabalarının başlamasına koşut olarak Tahran ile diyalog yolları açılmaya başladı. Gerçi Suriye'de Tahran hala Esad'lı Türkiye ise kesinlikle Esad'sız bir çözüm istiyor. Ama bölgesel güçlerin bu meselede ağırlık koymaları gerektiği inancı iki komşuyu yakınlaştırdı.

        İran ve Türkiye tarih boyunca sıkı bir rekabet içinde olsalar da işbirliği yapmış, gelenekleri sağlam iki ülkedir. Bu halleriyle tüm dengeleri kaymış ve yapıları çökmüş Ortadoğu'da yeni bir çerçevenin oluşturulmasına katkıda bulunabilirler. Obama yönetiminin İran ile diplomatik bir açılımı başlatmış olması da iki komşunun yakınlaşmasını kolaylaştıran bir unsurdur.

        Bunların ötesinde Bijan Khajehpur'un Al Monitor sitesinde yazdığı gibi iki ülkenin ekonomik çıkarları da fazla küs kalmayı kaldırmayacak derecede önemlidir. 2002'den bu yanan İran-Türkiye ticareti 20 kat artarak 21,3 milyar doları buldu. İran 9,9 milyar dolarla Türkiye'nin üçüncü büyük ihracat pazarı. İran ise çoğu enerji bağlantılı kalemlerde Türkiye'nin altıncı büyük tedarikçisiydi.

        İran giderek Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden yaptığı ticareti Türkiye'ye kaydırırken, İran firmaları da bölgesel ve uluslararası alanda güçlenen Türk firmalarının yolundan gitmek istiyor. Türkiye İran'dan daha fazla gaz almak isterken, İran'ın transit ticaretinde giderek daha fazla ön plana çıkıyor.

        Sonuçta tarih boyunca tanık olunduğu gibi iki komşu bir yandan birbirilerini stratejik olarak çalımlamak için fırsat kollarken diğer yandan da her ikisinin de kalkınmasına hizmet edecek alanlarda işbirliğini derinleştirecekler. Yeter ki Suriye krizi bir an önce bitsin, İran nükleer programı meselesi barışçı şekilde bir sonuca bağlansın.

        Diğer Yazılar