Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ÜÇ yıllık aradan sonra AB ve Türkiye arasında bir fasıl dün müzakereye açıldı. Faslın kendisi Türkiye'nin mehter adımlarıyla sürdürdüğü demokratikleşme ve Kürt meselesinin çözümüne yönelik reformlar açısından önemli. "Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu" faslı esas olarak bölgeler arası sosyo-ekonomik farklılıkların azaltılması çalışmalarını kapsıyor.

        Bu faslın açılması AB'nin Türkiye ile ilişkileri bu denli gevşetmekten duyduğu rahatsızlıkla da bağlantılı. Ankara'nın bu yılın başlarından beri Şanghay Beşlisi üyeliği fantezisiyle başlayan, Gezi sırasındaki şedit Batı düşmanlığı ve AB kurumlarını aşağılayıcı ifadelerle devam eden davranışları ve söylemi bir telaşa yol açmış. Türkiye açısından da AB ile ilişkileri kopma noktasına gelecek ölçüde germenin hasarı belli ki hesap edilmiş.

        Bu faslın ardından Komisyon Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından bloke edilen "Yargı ve Temel Haklar" başlıklı 23 ve "Adalet, Özgürlük ve Güvenlik" başlıklı 24. Fasıl'ı da açmak istiyor. Türkiye açısından bu fasılların açılması çok yararlı olacaktır. En azından, topallayarak giden demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekten tesis edilmesi umudu canlanacaktır.

        Komisyon'un ilerleme raporunda vurgulamış olduğu gibi Türkiye'de yasal düzenlemeler anlamında gösterilen ilerleme hukuk anlayışı ve yargı pratiğine yansımamaktadır. Temel hak ve özgürlükler alanında, basın özgürlüğünde Türkiye'nin sicilinin pek parlak olmadığı, çağdaş standartların çok gerisinde kaldığı ortadadır. Ülkenin taahhütleriyle gerçekliği arasındaki bu mesafeyi yok etmek adalet sisteminin işlemesi ve bireysel özgürlüklerin korunması açısından şarttır.

        Birey haklarının devlet tarafından sürekli hiçe sayılması veya tacize uğraması eğilimlerinin en azından yavaşlatılması bu fasıllar açıldığı takdirde mümkün olabilecektir. Güvenlik adına özgürlüklerin sürekli çiğnenmesinin önüne geçilebilmesi ümidi belki yeniden filizlenecektir. Devletin kendisinde insanların özel hayatlarına karışma hakkını görmesi söz konusu edilemeyecektir.

        Son günlerin gündemini işgal eden kız ve erkek üniversite öğrencilerinin aynı evde yaşayıp yaşayamayacakları meselesi de öncelikle bu bağlamda değerlendirilmelidir. Bir demokraside siyasi otoritenin rüştünü ispat etmiş insanların nerede, kiminle hangi şartlarda yaşayacaklarına karar vermesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Kaldı ki dünyada muhafazakâr akımlar, ki İslamcı akım da bunlardan biridir, devletin toplumsal ve bireysel alana müdahalelerine direnerek sivrilmişti.

        Bu bağlamda kendisine muhafazakâr demokrat diyen bir partinin ya da bir iktidarın, devleti her yere sokmak istemesi öncelikle kendi muhafazakârlık iddiasıyla çelişir. Böyle bir siyasi duruş bireysel özgürlüklere saygı duymayan, kendi anlayışına göre toplumu şekillendirmeye çalışan, kısacası toplum mühendisliğine soyunan "modernist" bir yaklaşımın yansımasıdır. Bu dünya görüşüne sahip olanların kimsenin haklarının veyaözgür-lüklerinin teminatı olmaları söz konusu değildir. Kaldı ki bir demokraside hakların ve özgürlüklerin korunması kişilerce değil hukuk düzeni içinde, yasalarla yapılır. Bireylerin teminatıyla değil.

        18 yaşını bitiren gençlerin başlarını örterek üniversiteye gitmelerini bireysel hak ve özgürlükler açısından savunanların, şimdi reşit bireylerin kiminle yaşayacaklarına karar verme hakkını kendilerinde gör-melerindeki çelişkiyi tartışmayı sürdüreceğiz. Türkiye'nin haldeki siyasal ikliminde, bu yeni toplumsal mühendislik çabasının ülkedeki toplumsal yaşamı giderek daha fazla cendereye alıp, bireysel hakları giderek daha fazla bastırma çabalarını hızlandıracağı da bellidir.

        AB ile yeniden açılan ilişkiler bu gidişe ne ölçüde fren olabilir zaman içinde görülecektir.

        Diğer Yazılar