Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BÜYÜK Elma lakaplı New York kenti genetik yapısı itibarıyla demokrat eğilimli bir şehirdir. İçinde her türden insan yaşar. Dünya kapitalizminin en önemli merkezidir, küresel finansın Kabe'si Wall Street bu şehrin beş bölgesinden birisi olan Manhattan adasındadır. Amerikan solcu düşüncesinin en önemli şahsiyetleri, kültürel devrimin öncüleri, sanat ve kültür hayatının devrimcileri bu kentte yaşar.

        Ne var ki New York'u son yirmi yıldır Cumhuriyetçi belediye başkanları yönetti. Rudolph Giuliani'nin kentin güvenlik sorunlarını çözmesinin ardından, kampanyalarında kendi şahsi parasını harcadığı için kimseye eyvallahı olmayan Michael Bloomberg belediye başkanı olmuştu. Onun döneminde kentin 70 milyarlık bütçesi nihayet denkleşmişti.

        New York 11 Eylül saldırılarından sonra yaralarını sarmış, finans sektörünün devletçe kurtarılması ve emlak sektörünün canlılığını koruyabilmesi nedeniyle ekonomik krizi de göreli olarak hafif atlatmıştı.

        Salı günü ise New York halkı gençliğinde Nikaragua'da Sandinista rejimine omuz veren bir sosyal demokratı, yüzde 73'lük muazzam bir oy desteğiyle belediye başkanlığına getirdi. 1,93'lük De Blasio, Quixote adlı Katolik yardım kuruluşuyla 1988'de Nikaragua'ya gitmiş. Devrimci Sandinista rejimine destek vermiş.

        Demokrat Parti'nin belediye başkanlığı ön seçimlerinde başlarda dikkate alınmadı. Ama Amerika ölçülerinde hayli sol bir söylemle ortaya çıkıp medya dahil olmak üzere kentin egemenlerinin tercih ettikleri diğer adayları solladı. Üstelik bu sefer, uluslararası finansın merkezi New York'un demokratik adayı seçeceği de neredeyse garantiydi.

        De Blasio finans ve emlak gibi gelir dağılımı eşitliği, çalışanların hakları gibi konulara hiç kulak asmayanların egemenliğindeki bir kenti yönetecek. Türkiye'de kendine muhafazakâr diyen bireysel hak ve özgürlük düşmanlarını sinirden titretecek, birbirine sıkıca bağlı çok kültürlü iki çocuklu bir ailesi var. Kendisi İtalyan kökenli. Şair eşi, belediye yönetiminde etkili olacağı anlaşılan Chirlane McCray evleninceye kadar mutluluğu lezbiyen ilişkilerde bulmuş bir Afrika kökenli Amerikalı.

        New York'un kültürel rahatlığında bile kaşları kaldıracak bu aile öyküsü muhaliflerin konuyu sürekli kaşımalarına rağmen seçmenlerin ezici çoğunluğunun De Blasio'ya destek vermesine engel olmadı. Sebebi de çok uzun süre finans sermayesinin ve güvenlik seçkinlerinin keyfine göre yönetilen New York kentine başka bir yönetimin mümkün olduğu mesajını verebilmesiydi.

        Seçim kampanyasında De Blasio bir numaralı önceliğinin "şehirdeki eşitsizlikleri gidermek" olduğunu haykırdı. En zenginlerin vergilerini yükselteceğini vaat etti. Sonuçta New York kentinde yaşayanların en fakir yüzde 20'sinin ortalama geliri yaklaşık 9 bin dolarken, en tepedeki yüzde 5'in ortalama geliri yaklaşık 440 bin dolar.

        "Wall Street'i işgal edin" hareketinin sönmesinden çok değil iki yıl sonra New York'un bir sosyal demokratı belediye başkanlığına getirmesi, diğer yönetici pozisyonlarına da Demokrat Parti'nin sol kanadından şahsiyetlerin seçilmesi hafife alınacak bir gelişme değil. Küreselleşmenin her yerde yarattığı eşitsizlikler sokak hareketlerinin ardından seçmen indindede sorgulanıyor, yargılanıyor. Bu eşitsizliklere ve adil olmayan gelir dağılımına yönelik isyan büyüyor.

        Şimdi De Blasio'nun önündeki en büyük mesele şehrin egemenlerinin sermayenin gücüne ve engellemelerine rağmen şehri yönetmeyi başarıp başaramayacağı. Siyasetin gerektirdiği tavizleri verirken ilkelerine bağlı kalıp kalamayacağı. Hiç kuşku yok ki New York'ta bu eşitlikçi ve adalet arayan projenin başarısı dünyanın gerisi açısından da farklı bir küreselleşme ve yönetim anlayışının mümkün olduğunun işareti olacaktır.

        Diğer Yazılar