Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bush yönetimi Irak savaşına hazırlanırken hem Fransa'dan hem de Almanya'dan ciddi bir muhalefet yükselmişti. Fransızlar savaş çığırtkanı yeni Muhafazakarları çıldırtmışlartı. Saçmalık o raddeye gelmişti ki Amerika'da French fries (Fransız kızartması) denilen kızarmış patatesin adı Kongre kafeteryasında freedom fries (özgürlük kızartması) diye değiştirilmişti.

        Geçen hafta sonundan itibaren ise Fransa yeni muhafazakarların, Amerikan sağının ve İran'a yönelik en iyi siyasetin savaş olduğuna inananların kahramanı haline geldi. Cenevre'de yapılan İran nükleer programıyla ilgili Konferans'ta bir mutabakata ulaşıldığına inanıldığı sırada devreye giren Fransız Dışişleri Bakanı Laurent Fabius pişmiş aşa su kattı.

        Fabius teamüllere aykırı pek çok şey yapıp gizli kalması gereken mutabakatı da sızdırınca konferans anlaşmaya varılamadan dağıldı. Şimdi kıyamet kopuyor. Fransızlar kritik bir eşikte, bu sorunu barışçı şekilde çözme ümidini mi baltaladılar, yoksa İran ile ilgili engin tecrübelerine dayanarak çıtayı yükseltip ileride daha fazla taviz vermelerini mi sağladılar.

        Fransa'nın kaygılarından en az birisi gayet geçerliydi. Arak kentinde ağır su havuzlu ve nükleer silah yapımında kullanılacak plütonyum üreten reaktörün yapımının durdurulmasını istiyordu. Zira havuzun yapımı biter plütonyum üretilirse bir saldırıyla yok edilmesi de mümkün değildi. İkinci talep yüzde 19,75 üzerinde zenginleştirilmiş uranyumun İran dışına taşınmasıydı.

        Bu talep Türkiye ve Brezilya'nın İran ile yaptıkları anlaşmanın en önemli maddelerinden de birisiydi. Nükleer silah için gerekli zenginleştirme oranı yüzde 90dır. Yüzde 20'den o noktaya gitmek ise gayet kolay.

        Fransa'nın çıkışının nedeni hakkında rivayet muhtelif. Suriye'ye ABD saldırısı beklenirken, ABD ile hareket edecek Fransa'nın hava kuvvetleri harekete geçme hazırlıklarını bitirmişken Obama'nın Kongre'ye gideceğini ilan etmesi Paris'te şok yaratmıştı. Fransızlar kendilerini küçük düşürülmüş hissetmişlerdi. Bu sicil hemen tüm müttefiklerin ABD'nin İran konusunda fazlasıyla kendi kafasına göre hareket ettiği ve diğerlerinin çıkarlarını gözetmediği inancını da derinleştiriyor.

        Cenevre'nin başarıya ulaşması hem bölge hem dünya açısından kritik. İran'ın dünya sistemine dönüşünün sağlanması Ortadoğu'daki tüm hesapların gözden geçirilmesine yol açacak. Alışılmış güç dengeleri köklü şekilde değişecek. Bu nedenle başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez'deki Arap ülkeleri ve İsrail bir anlaşmaya varılması ihtimalinden rahatsızlar.

        Ne var ki bu anın kaçırılmasının maliyeti yüksek. Bir yandan İran'da yaptırımların yol açtığı bezginlik, diğer yandan ABD kamuoyunun, Obama yönetimince benimsenen, savaş karşıtı tutumu bir anlaşmanın zeminini güçlendiriyor.

        Her iki tarafın şahin kanatlarının müzakereleri başarısızlığa uğratmak için her şeyi yapacaklarına şüphe yok. ABD'de şahinlerin eli hayli zayıf. İran'da ise böyle bir gelişmeye en çok karşı çıkması beklenenler ise Devrim Muhafızları. Ne var ki, beş yılını zindanda geçirmiş gazeteci Ekber Genci'nin Foreign Affairs dergisinde çıkan son yazısı bu konuda da ezberleri bozuyor. (http://www.foreignaffairs.com/articles/140253/akbar-ganji/revolutionary-pragmatists)

        Genci'ye göre Devrim Muhafızlarının gerek üst komuta kademesi gerekse alt kademelerinde dünyayla daha barışık bir İran görme özlemi güçlü. ABD ile ortak çıkarları olduğuna da inanıyorlar. Örneğin Genel Kurmay Başkanı Hasan Firuzebadi, ABD'ye bu "tarihsel fırsatı" değerlendirme çağrısı yaparak el Kaide gibi örgütlerle birlikte mücadele etmeyi ve bölgede istikrarı sağlamayı öneriyor.

        Bölgenin ve insanlarının selameti açısından İran-ABD dansını yakından izlemek ve Cenevre'nin başarısını dilemek gerekiyor.

        Diğer Yazılar