Barzani ziyareti
Bir yaklaşıma göre Türkiye'nin bir Kürt sorunu var, Kürtlerin ise bir Kürdistan meselesi. Bu tanımlama ya da ayrım farklı veçheleriyle değerlendirilebilir. Şimdilik söylenebilecek olan, Kürtlerin yaşadıkları tüm yerleri birleştirmek mümkün olmasa bile bu geniş coğrafya üzerinde siyaseten etkili olma derdi Kürt siyasetçilerinde giderek öne çıkan bir hedeftir.
Bu durumda Cumartesi günü 21 yıllık bir aradan sonra Diyarbakır'a Şivan Perwer ile birlikte gelecek olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Mesut Barzani'nin iki hedef güttüğü söylenebilir. Birincisi başkanı olduğu KBY ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sıcaklığını, giderek yakınlaştığını dosta düşmana göstermektir. KBY, topraklarındaki enerji kaynaklarını ancak Türkiye üzerinden dünya piyasalarına eriştirecektir.
Dün Yavuz Semerci'nin yazdığı gibi Türkiye sonunda ABD'nin ve Bağdat yönetiminin itirazlarına rağmen başarılı bir diplomasiyle Erbil ile enerji nakil hatları anlaşmalarını yaptı. Bu şekilde KBY'nin kendi ayakları üzerinde durmasının mali şartlarının oluşmasına katkıda bulundu.
Türkiye de özellikle gaz boru hattı açıldığında daha ucuza mal edilecek gazla enerji ihtiyacının bir kısmını KBY'den karşılayacak. Türkiye'nin Ortadoğu politikası Suriye nedeniyle şirazesinden çıkmadan önce izlenen, bölgede ekonomik entegrasyon yaratma projesine gayet uygun ve olumlu bir durum bu da.
Barzani'nin ikinci hedefi ise Türkiye ile yakın hareket ettiğini göstererek Kürdistan'ın en önde gelen lideri olduğu imajını parlatmak olsa gerektir. Üstelik Türkiye ile Kürtlerin işbirliğinin bir güç birliği gibi algılanmasını da sağlayacaktır.
Gerçekten de özellikle Suriye'deki Kürt bölgesinde yani Rojava'da PKK'ya yakın olduğu bilinen PYD'ye iki tarafın da nefes aldırmak istememesi aralarındaki stratejik işbirliğinin bir nişanesidir. Her ne kadar bugüne kadarki baskılarından sonuç alamadılarsa da.
Bakanlar kurulunda birkaç ay önce "Türkiye Kürtler ile bölünmeyecek, Kürtler ile büyüyecektir" diye dile getirilen görüşle Barzani'nin hedefi uyum içindedir. Daha ilginci Barzani'nin ikinci hedefi gerçekten buysa, aynı zamanda Abdullah Öcalan'ın 2013 Nevruz'unda okunan mesajının içeriğiyle de örtüşmektedir.
Öcalan Diyarbakır'da toplanan muazzam kitleye okunan mektubunda Türklerle Kürtlerin birlikte hareket ederek Ortadoğu'da bir güç ekseni oluşturabilecekleri mesajını vermişti: "(hepimizi)Ortadoğu'nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum".
Bu açıdan bakıldığında hükümet bu ziyaretin halen derin dondurucuda duran çözüm sürecini olumlu etkileyeceğini söylediğinde, Kürdistan lideri olarak Barzani'yi gördüğünü belirtmiş olmaktadır. O durumda da Kürdistan coğrafyasının dört alanında örgütlü olan PKK ve türdeşleri ile Barzani'nin temsil ettiği güçler arasında ciddi bir siyasi rekabet bulunduğunu düşünmek gerekir. Kürtlük ortak paydası da bu rekabeti örtbas etmeye yetmeyecektir.
Nitekim Türkiye gibi Barzani'nin de nefes aldırmak istemediği PYD Rojava'da kendi egemenliğini kuruyor. Giderek dünyada da makbul bir taraf olarak kabul görüyor. Bu da Kürdistan siyasetinin hayli karışacağını gösteriyor. Üstelik henüz patır patır PJAK'lı asan İran da elindeki kartları göstermiş değil.
Barzani'nin ziyaretinin Türkiye'nin iç siyasetinde bir etkisi olup olamayacağını ise seçimlerde herhalde görürüz. Şimdilik Murat Yetkin'in sorusunu sormakla yetinip bekleyebiliriz: "Erdoğan Barzani'yi Diyarbakır'a getirirken Barzani de Diyarbakır'ı Erdoğan'a getirebilecek mi?" Sanmıyorum. Türkiye'nin Kürt meselesi Kürdistan meselelerinde taraf tutmayla halledilecek gibi değil.