Kaçıncı bahar
DIŞİŞLERİ Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Washington ziyareti epeydir gergin olduğuna inanılan Türk-Amerikan ilişkilerine bir yeni bahar havası getirdi. Zaten ortak basın toplantısında da iki bakan havanın güzelliği üzerine uzun güzellemeler de yaptılar.
Amerikan gazetelerinde çıkan Hakan Fidan odaklı haberlerden, bunların Türkiye'de bazı kesimlerde yarattığı cengaverce ruh halinden, ABD'nin iki eski Ankara büyükelçisinin hayli eleştirel raporlarından sonra ABD-Türkiye ilişkilerinin hali pek iyi bulunmuyordu. Üstelik ikili ilişkilerde yazıların boyutlarını aşan somut sorunlar olduğu biliniyordu.
Başbakan Erdoğan'ın Mayıs'taki görkemli Washington ziyaretinin hemen akabinde yaşanan Gezi olaylarına hükümetin verdiği tepki, hükümet ve ona yakın gazetelerdeki komplo teorisi merakı, o havayı zaten berhava etmişti. Gezi'nin yol açtığı büyük güven krizi iki taraf arasında soğuk rüzgârlar estiren üç büyük meseleye eklenmişti.
Birincisi, ABD Türkiye'nin sürekli inkâr etmesine rağmen El Kaide bağlantılı gruplara verdiği destek veya gösterdiği müsamahadan son derece rahatsızdı. Benzer şekilde Amerikan Başkanı'nın bizzat devreye girerek kotardığı İsrail'in özründen sonra ilişkilerin, daha çok da Ankara'nın tavrı nedeniyle, normalleşmemesi sıkıntı yaratıyordu.
Mısır'daki darbenin ardından Ankara'nın yalnızca darbeyi kınamakla yetinmeyip, kendisiyle benzer bir yaklaşım paylaşmayan tüm yönetimleri ağır bir dille eleştirmesi de havayı germişti. Eylül ayının sonlarında bunlara bir de Türkiye'nin füze savunması için Çin sistemini tercih etmesinin yarattığı ciddi itirazlar ve kızgınlık eklendi. Türk-Amerikan ilişkilerinde periyodik krizlerden birisi yaşanıyordu.
Üstelik iki büyükelçinin raporu Amerikan yönetimlerinin Türkiye'nin iç siyasetindeki olumsuz gelişmelere kayıtsız kalmamalarını öneriyordu. Rapora göre Türkiye'nin demokrasisinde görülen aksamalar ikili ilişkilerin sağlıklı sürdürülmesinde ve ortak çıkarların düzgün şekilde tanımlanmasında sorun yaratıyordu.
Son bir buçuk ayda Ankara yukarıdaki konuların, İsrail dışında hemen hepsinde politikalarına bir ayar verdi. Mısır hakkında yüksek sesle konuşulmuyor. Suriye'de, ikna edici olamayan inkârlara rağmen üzerine yapışan Cihadcılara yardımcı oluyor görüntüsünü kırmaya çalıştı. Cenevre konferansına daha sıcak bakmaya başladı.
Irak Başbakanı'yla yeniden ilişkileri rahatlatacak ve yakınlaştıracak bir diyalog ortamı gelişti. Davutoğlu, Irak ziyaretinde Şiilerin en kutsal kentlerine, en kutsal aylarında ve günlerinde giderek Türkiye'nin Suriye'de kendini kaptırdığı mezhepçi dış politikadan vazgeçildiğinin işaretlerini güçlü şekilde verdi.
İran ile ilişkilerin yeniden rayına oturmaya başlaması da bu mezhepçilik algısını silecek bir hamleydi. Dahası bölgenin gelenekleri en güçlü iki ülkesinin Suriye'deki mezhep savaşının çığrından çıkmasından rahatsız olduklarını da gösteriyordu. Böylece Türkiye yeniden bölgedeki ülkelerin çoğuyla diyaloğu olan bir ülke konumuna geldi. Farklı konularda ABD'ye yakın bir duruşa geldi.
ABD ziyaretinden iki gün önce Foreign Policy Dergisi'nde yayınlanan yazısında Davutoğlu ikili ilişkilere bakışını şöyle özetledi: "ABD-Türkiye ilişkisi sürdürülebilir bir bölgesel ve küresel düzen açısından hayati önemdedir. (İki ülkenin) ortaklığı değerlerden beslenir, demokratik normlar ve temel haklarla ilgili evrensel ilkeler üzerine inşa edilmiştir".
Davutoğlu, Amerikan Savunma ve Dışişleri Bakanları ve Ulusal Güvenlik Danışmanı'yla görüştü. Tatsızlık yaratan konular da konuşulmasına ve sıkıntılar sürmesine rağmen görüşmelerden dışarı tatsız bir haber sızmadı. Amerikan Dışişleri Bakanı Kerry ile yapılan ortak basın toplantısındaki sıcak hava ve karşılıklı övgüler de Amerikan yönetiminin kendi ayarlarını yapan Türkiye'deki hükümet ile yakın çalışmayı sürdürme iradesinin bir teyidi oldu. Belki de yeni bir bahar başladı.