Suikastın 50'nci yılında Küba Krizi
İSMET İnönü yanında Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu ile birlikte çocuğu yaşındaki Kennedy'nin cenaze merasiminde yürürken acaba aklından neler geçiyordu? Yaklaşık on üç ay kadar önce dünya nükleer bir çatışmanın eşiğine geldiğinde Türkiye namlunun ucundaki bir ülkeydi. Nükleer çatışmaya yol açabilecek 13 günlük Küba Krizi sırasında Türkiye'de konuşlanmış ve aslında teknolojik açıdan miadı dolmuş Jüpiter füzeleri Sovyet-Amerikan pazarlıklarının bir parçasıydı.
Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birl iği'nin propaganda savaşlarında fiyakasını en çok bozan olaylardan birisi Doğu Alman vatandaşlarının sosyalist Doğu Berlin'den, akın akın bölünmüş şehrin Batı'sına kaçmalarıydı. Sovyetler ve Doğu Almanlar sonunda çareyi bir duvar örmekte bulmuşlar ve 13 Ağustos 1961 'de şehir bu duvarla ikiye bölünmüştü. Herkesin Berlin Duvarı dediği bu utanç abidesine Türkiye'de "Utanç Duvarı" denirdi.
Duvarın Berlin'in ortasına dikilmesinden yaklaşık iki yıl sonra 26 Haziran 1963'te Kennedy olası bir savaşın başlayacağı yer olduğu düşünülen, Soğuk Savaş'ın bu simge kentine gitti. O yaz, ABD'deki ırk ilişkilerinde de daha radikal bir çizgiye geçmeye başladığı dönemdi. Berlin'e giderken Kennedy şehrin bu simgesel önemine uygun ağırlıkta bir konuşma yapmak arzusuyla yanıyordu. Propaganda savaşlarında etkili bir darbe vurmak istediği gibi, yakınlarının aktardıklarına göre şehrin çilesini de içinde hissediyordu.
Hazırlanan metni beğenmediği için kendi kaleme aldığı bir konuşmayla Berlinlilerin karşısına çıktı. Önce, "Özgürlüğün çok derdi vardır, demokrasiyse mükemmel değildir. Ama biz insanlarımızı içeride tutmak için asla önlerine duvar örmek zorunda kalmadık" dedi. Bu minval üzerine devam ettikten sonra tarihe kaydedilen şu sözleri söyledi: "Tüm özgür insanlar, nerede yaşarlarsa yaşasınlar Berlin'in hemşerisidirler. Dolayısıyla, özgür bir adam olarak Ich bin ein Berliner (Ben bir Berlinliyim) demekten gurur duyuyorum".
Söylemindeki bu şıklık Kennedy'nin sonuçta Soğuk Savaş döneminde bir Amerikan Başkanı olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Küba devrimi ABD ulusal güvenlik sisteminin hazmedemediği bir gelişmeydi. Domuzlar Körfezi Çıkarması'nın fiyaskoyla sonuçlanmasından sonra Kennedy yönetimi Fidel Castro'yu öldürmek için elinden geleni ardına koymayacak, suikasttan zehirlemeye kadar her yöntemi deneyecek, mafya ile bile işbirliği yapmayı göze alacaktı.
Kıtalararası balistik füze sayısında ABD'nin ardından nal toplayan Sovyetler Birliği bir taraftan bu açığını kapamak, diğer taraftan saldırgan Amerikan politikalarına karşı Küba'yı savunabilmek için 1963 sonbaharında adaya nükleer başlıklı füzeler konuşlandırmaya başladı. Bunun açığa çıkmasıyla dünyayı nükleer bir savaşın eşiğine getiren kriz patladı.
Kennedy'nin çok soğukkanlı yönettiği bu kriz sırasında silahlı kuvvetlerinin komuta kademesi genç Başkan'ı pek dikkate almadıklarını, kendi bildiklerini okumak istediklerini belli ettiler. Fakat sonunda "Bir nükleer savaşçıktan ne çıkar ki? Komünistleri bombalayalım" diye heyecanlanan, Başkan'a itaatsizliğe kadar işi vardıran generalleri Kennedy kontrol ve tasfiye etmeyi becerdi.
Sovyetler ile hem resmi hem gayrı resmi kanallardan yapılan pazarlıklardaki bir önemli unsur Küba'dakilerin muadili sayılacak Türkiye'deki füzelerdi. Aslında bu füzelerin miadı dolmuş, Kennedy kaldırılmalarını emretmiş ancak bürokratik engeller nedeniyle henüz işlem gerçekleşmemişti. Sonuçta Türkiye'nin haberdar olmadığı bu pazarlıklar neticesinde önce Sovyetler ardından Amerikalılar füzeleri kaldırdı.
Süresini tamamlayamadan öldüğünden dolayı Kennedy'nin başkanlığı hakkında kesin hükümde bulunmak zor. Başta Küba meselesi olmak üzere, Vietnam gibi vaatleri ve imajıyla sicilinin çeliştiği çok yer ve konu var. Gene de onun Başkanlık dönemi olmadan 1960'ların büyük özgürlük dalgalarının ABD'de yaşanması da mümkün olmayacaktı.