Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GÜN gelecek ülkenin içinde boğulduğu ikiyüzlülük ve çifte standart bataklığı toplumun geleceği üzerine muazzam bir ipotek koyacak. Bundan kuşkunuz olmasın. Yazık ki bu durumu anlatmanın, bekleyen tehlike konusunda uyarmanın, "Herkes bir kendine gelse ve mutlak hâkimiyet peşinde koşmasa" diye sıkıntıyı dillendirmenin pek bir anlamı yok.

        Zira iyiden iyiye belli oldu ki bu toplum kafasını duvara iyice vurup son 10 yılını süsleyen tüm hayal ve beklentilerinin tuz buz olduğunu görmeden kendisine çekidüzen veremeyecek.

        Bu bağlamda, Metropoll araştırma şirketinin çok çarpıcı verilerle dolu kasım ayı raporunda ülkenin "iyiye gittiğini" düşünen yüzde 70'lik AKP seçmeniyle yüzde 42'lik BDP seçmeninin tatsız bir sürprizle karşılaşacaklarına şüphe yok. Asıl önemlisi ise toplumsal kesimler kendi çıkarlarının ötesindeki meselelerde diğer vatandaşların haklarına saygılı bir tutum benimseyemedikleri sürece o çok arzu edilen toplumsal bütünleşme kesinlikle gerçekleşmeyecektir.

        Metropoll anketinin sonuçları yalnız gündemdeki yakıcı konularla ilgili kayda değer bulgular içermiyor. Yerel seçimlere giderken ülkede hangi dinamiklerin etkili olabileceğiyle de ilgili değerli ipuçları sunuyor. Benim bu araştırmanın bulgularından çıkardığım sonuç, 2014 Mart'ındaki yerel seçimlerinin, sonuçları itibarıyla 1950 yılından beri yapılan en önemli seçimlerden biri olacağıdır.

        Türkiye toplumunun muhafazakâr bir yapıya sahip olduğundan kimsenin şüphesi yok. Ne var ki bu muhafazakârlık eldeki değerleri koruma bağlamında kendisini gösteren bir muhafazakârlık sayılmaz. Daha çok aile otoritesine baş kaldırılmaması ve kadınların cinselliklerinin kontrol edilmesiyle sınırlı bir muhafazakârlık anlayışıyla karşı karşıyayız. Üstelik kendisine en muhafazakâr diyen çevrelerin, muhafazakârlığın mütemmim cüzü sayılan devletin özel hayata müdahil olmaması konusunda tamamen ters bir tutum takındıklarını görüyoruz.

        "Evlerde kızlı erkekli yaşanması" konusunda Metropoll araştırmasının sonuçlarına göre, en "muhafazakâr" parti sayılması gereken AKP seçmenlerinin yüzde 80'i bu tür evlerin yasaklanmasını istiyor. Gerçi toplumun da yüzde 69'u bu birlikte yaşama işine soğuk bakıyor.

        Ama bunca yolsuzluğun, küçük yaştaki kızlara hacılar dahil tecavüz edilmesinin, onca kadının sokakta öldürülmesinin, çalışanların haklarının ayaklar altına alınmasının hiç rahatsız etmediği bir kesimin reşit insanların tercihlerine karşı bu kadar sert bir tavır takınmaları da aslında çok dikkat çekici.

        Ahlak meselesini dürüstlükle, işini iyi yapmakla, adil olmakla, insanlara eşit davranmakla değil yalnızca cinsiyet bağlantılı olarak düşünen, dert edinenlerin çoğunluğu oluşturduğu bir toplum var Türkiye'de.

        Rapora göre "toplumun % 37'si, AK Partililerin % 54'ü öğrenci evlerinin polis-devlet tarafından izlenmesini doğru buluyor". Bir nebze iyimser olmayı sağlayacak veri ise "Hükümet özel hayata müdahale etmeli mi?" sorusu sorulduğunda toplumun % 73'ünün etmemesi gerektiğini, % 20'sinin ise etmesi gerektiğini söylemesi.

        Bu durumda da "Devletin size 'güzel ahlak' konusunda örnek olabileceğini düşünüyor musunuz?" sorusuna toplumun % 50'sinin "Evet" demesi, devletten 'güzel ahlak' konusunda örnek olmasını beklemesi, devletin "ahlakın" bekçisi olmasını istemesi aslında hazin ancak şaşırtıcı değil.

        Bu verilerden ortaya çıkan yalnızca genelde toplumun özel olarak da AKP seçmeninin bireyselliğe, kişisel hayatın mahremiyetine ve bireysel özgürlüklere önem vermemesi değil. Daha da vahimi devletin ahlak bekçiliğinin ve her şeye burnunu sokma yetkisine sahip olmasının, ki otoriterliğin temel taşlarından birisidir, bu denli yaygın bir destek buluyor olması.

        Birey olmanın ve bireysel hak ve özgürlükleri sahiplenmenin bu toplumun henüz taşıyamayacağı kadar ağır bir yük sayıldığıdır bu verilerden anlaşılan.

        Diğer Yazılar