Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MART ayında yapılacak yerel seçimlerin çok partili hayata geçildiğinden beri yapılan seçimlerin en önemlilerinden birisi olduğuna kuşku yok. Bu seçimlerde alınacak sonuçlara bağlı olarak iktidar partisi içindeki güç dengesi bile değişebilir. Yüzde 45'in üzerinde oy ve İstanbul ile Ankara'nın elde tutulması diye tanımlanabilecek bir başarı durumunda Genel Başkan'ın otoritesi pekişecektir. Daha düşük bir oy oranı ve/ veya İstanbul'da, Ankara'da başkanlığın kaybedilmesi ise otoriteyi sarsacaktır.

        Yıllardır yapılmakta olan neredeyse tüm araştırmaların gösterdiği gibi Türk demokrasisinin normlarındaki eksiklik konusu seçmen indinde pek heyecan yaratmıyor. Başka ülkelerde de görüldüğü gibi seçmen açısından istihdam, hayat pahalılığı gibi konular hep ön plana çıkıyor. Türkiye'de son yirmi yılda dönem dönem terör konusu ekonomiyle bağlantılı kaygıların da önüne geçerdi. Yaklaşık bir yıldır silahların susması, bu meselenin gündemden düşmesine yol açtı.

        Bu yerel seçimlerde de insanların hayatlarından ne ölçüde memnun oldukları, işlerin yolunda gidip gitmediği seçim tercihlerinde ön plana çıkacaktır. Ne var ki yerel seçimlerin kendilerine göre farklı bir dinamiği de var. Adayların kimliği, normalde oy vereceğiniz partiye bir ihtar çekme dürtüsü, daha iyi hizmeti kendi partinizin dışında birisinden alabileceğiniz inancı tercihlerinizi etkileyebilir. Metropoll araştırma şirketinin daha önceki araştırmalarının ortaya çıkardığı gibi seçmen yerel seçimlerde stratejik oy vermeyi seçebilir.

        Metropoll'ün kasım ayı araştırması sonuçlarına göre toplumun % 48'i kendi partisinin adayını beğenmediği durumda beğendiği başka bir partinin adayına oy verebileceğini söylüyor. Bu ilkesel tutum seçimlerde oy verme davranışına dönüşürse yerel seçimlerde adaya bağlı ciddi oy verme dalgalanmaları görebileceğimizi söyleyebiliriz. Beğenmesem de partim için oy veririm diyen 'sadık seçmen' oranı ancak % 24 görülüyor. Böyle bir durumda sandığa gitmem diyenlerin oranı da % 22".

        Nitekim yüzde 47 ile kazandığı 2007 seçimlerinden yalnızca 20 ay sonra, 2009 yerel seçimlerinde iktidar partisi yüzde 8'lik bir oy kaybına uğramıştı. Gerçi o yıl ekonominin küçüldüğü bir yıldı ama krizden pek etkilenmemiş kentlerde bile, özellikle kıyı şeridinde seçmenin iktidar partisine bir "one minute" çektiği aşikârdı.

        Bu kez yerel seçimlerde benzer bir tepkinin verilip verilmeyeceği sonuçlar üzerinde belirleyici olacaktır.

        Bugünkü konjonktürde hemen tüm seçimler aslında farklı partilerin adaylarından çok, Başbakan ile diğer partilerin adayları arasında geçecek gibidir. Gezi olaylarından beri yoğunlaşan siyaseti kutuplaştırma, ortak paydaları yok etme, toplumsal hayatı muhafazakârlaştırma, tüm güçlere boyun eğdirme taktikleri bu gerçeklik gözetilerek izlenmektedir.

        Metropoll araştırmasına göre, "AK Parti'nin oyu kararsız ve cevapsızlar dağıtılmadan %35.8'e inmiştir. Bu değer Gezi sırasındaki AK Parti oyu ile aynı seviyededir. CHP oyları ekim ayına göre 3.6 puan artmıştır. Bu artışa Sarıgül CHP antlaşmasıyla, son olaylardaki hükümete karşı tepkilerin neden olduğu söylenebilir. MHP oyunda ise 2.6 puanlık bir artış vardır."

        Radikal Gazetesi'nde çarşamba günü çıkan yazısında Bilgi Üniversitesi'nden Cem Başlevent kentteki demografik yapının AKP lehine olduğunu savunuyor. Anadolu kökenli seçmenler arasında yüksek bir oy oranına sahip "AKP'nin İstanbul genelinde yüzde 50 oranında olan oy oranı, İstanbul doğumlu denekler arasında yüzde 45; babası İstanbul'da doğmuş olanlar arasında ise sadece yüzde 33". Ne var ki babası İstanbul'da doğmuş olanlar seçmenin yalnızca yüzde 10'u.

        Bu durumda İstanbul seçim sonuçları açısından kritik soru şudur: Yoksul sınıflar giderek mülksüzleşir, şehrin merkezinden atılırken, oy tercihlerini hemşerilik bağları, patronaj ve ayni yardımlar mı yoksa bu olumsuzluklara işaret ederek siyaset yapan alternatif adaylar mı belirleyecektir?

        Diğer Yazılar