Sanki her yer Roboski
YAKLAŞIK iki haftadır kanserli bir hücre gibi etrafımızı saran rezillik aslında yıllardır birikmiş olan rezilliklerin uzantısı. Ortaya bunca pisliğin saçılmasına yol açan temel etkenler ise hiç şüpheniz olmasın bu ülkenin hiçbir zaman şeffaf bir yönetime sahip olmaması, hukuk devleti kavramına uzaklığı ve her zaman gücün hak olduğuna inanmaya meyilli kültürüdür. Aslında ortalığa saçılan riya, sahte dindarlık, inançsız inanç sömürüsü bu rezilliklere yol açan zihniyetin sığınabileceği son limanların da yok edilmesini sağlayacaktır. Yoksa bu toplumun 21. yüzyılla buluşması, ülkenin itibarlı bir konuma gelmesi mümkün de olmayacaktır. O noktaya varmanın ne kadar meşakkatli olacağı, toplumsal dokuyu ne denli tahrip edeceği de tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor
Ortalığa saçılan ahlaksızlıkların çıkardığı gürültü nedeniyle yeterince üzerine eğilmek mümkün olmadı. Ancak dört gencecik insan göz göre göre, uçmaması gereken bir helikoptere bindikleri için hayata veda ettiler. Onlardan hemen sonra, tıpkı daha önceki Afyon cephanelik patlaması gibi örtbas edileceğinden şüphe edemeyeceğimiz bir römorkör faciasında 10 kişi öldü. Dünyanın iş kazaları şampiyonu olan bu “yaradılanı Yaradan’dan dolayı sevenlerin” ülkesinde sadece bu yıl içinde kasım ayına kadar 1145 işçi öldü. Ya da cinayete kurban gitti demek daha mı doğru olur?
Tüm bu ölümler/cinayetler çok inançlı, çok şerefli, çok ahlaklı kişiler ve kurumların gözetiminde yaşandı. Tıpkı bundan iki sene önce, eldeki tüm verilere göre sivil oldukları görüntülerde apaçık belli iken taammüden öldürülen 34 garip Kürt köylüsünün üzerine bombaların yağdırıldığı Uludere/Roboski faciasında olduğu gibi. Bu devlet olayın üzerinden iki yıl geçtikten sonra hâlâ soruşturmayı bitirmemiştir. Olayı incelemekle yükümlü komisyon salt iktidar partili üyelerin oylarıyla “olayda kasıt bulunmadığına” hükmetmiştir
Üstelik hayli kapsamlı bir muhalefet şerhi yazan CHP’li komisyon üyesi Levent Gök‘ün saptamasına göre, “AKP’li üyeler yukarıda bir kısmı verilen değerlendirmelerden yaratmak istedikleri algıya uygun düşecek tarzda montaj yaparak, ama raporlarında belirttikleri saatten önceki değerlendirmeleri gizleyerek raporu tahrif etmişlerdir.” Dosyanın son olarak gönderildiği askeri savcılık ise kulağının üzerine yatmayı sürdürmektedir.
Bu yılki cenaze töreninde o katliamda oğlunu kaybeden Miran Encü kalp krizi sonucu öldü. Gene cenaze töreninde BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş doğrudan Başbakan Erdoğan’ı suçlayarak saldırıya onun onay verdiğini iddia etti. Bu ağır ithamı yaparken Demirtaş’ın sağlam verilere sahip olduğunu varsaymak durumundayız. O halde bu ithama verilecek ikna edici bir cevabın bir an önce kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki hükümet bu katliamla ilgili olarak bir özrü bile mağdurların ailelerinden esirgemiştir. Kürt meselesi hakkındaki duruşu ne olursa olsun bu türden olaylar ve sorumlularını korumaya yönelik çabalar herkesin üzerine bir leke sürmektedir. Üstelik kendini günahlarından bir türlü arındırmayan toplumlar ve devletler hiçbir zaman arzu ettikleri güce, itibara, refaha da erişememektedirler. Vicdanlarında ve ruhlarında kendilerini bunu fark etmeseler bile ağır bir yük taşırlar. O yük hiç bilmedikleri şekillerde onları ezer.
Levent Gök’ün muhalefet şerhinde yazdığı gibi, “Uludere olayının aydınlatılmaması, zamana yayılarak unutturulması ve karartılması, sorumluların bilindiği halde bulunmaması yönünde kullanılan tercih yüzünden devlet, ahlaki ve vicdani yönden çökmüştür”. Bu çöküşe karşı direnenlerden Ümit Kıvanç‘ın belgeselini tam da bu nedenle yeniden izlemek zamanıdır. (Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim” (http ://www.youtu be.com/watch ?v=CrYRaQ Pda2o)