Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GENELKURMAY Askeri Savcılığı, Uludere'de 34 kişinin nasıl ve neden öldürüldüğüyle ilgili soruşturmada takipsizlik kararı verdi. Hayli seçici bir olaylar zinciri anlatımının ardından savcılığın vardığı sonuç şöyle: "Gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin ... görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı" anlaşıldı.

        "Kaçınılmaz hata" kavramı böyle bir bağlamda şu anlamı taşıyor: Çoğu çocuk yaşta 34 vatandaşın kendi Silahlı Kuvvetleri'nin ateşi sonucu vücut parçalarının bir kısmı bulunamayacak veya yanmış olarak öldürülmesi, kanun ve yönetmeliklere göre yapılmıştır. Alınan karar nedeniyle ortaya çıkan felaket, doğru çalıştığı savunulan bir mekanizmanın feci bir sonuç vermesi dışında bir anlam taşımamaktadır.

        Olayın insani açıdan değerlendirilmesi, bu açıdan bir sorumluluk üstlenilmesi, hatanın "kaçınılmaz"lığının sorgulanması, bu bürokratik soğukluk içinde belli ki gerekli bulunmamıştır. En nihayetinde devletin vatandaşına karşı yasal değilse bile insanlık açısından bir suç ya da en azından bir kabahat işlemiş olabileceği tasavvur bile edilmemiştir.

        O nedenle devlet kurumlarının hiçbiri kendi mantıklarının kaçınılmazlığı içinde yapılmış bu "hata"nın sorumluluğunu üstlenmemiş, maktullerden ve ailelerinden özür dileme gereği duymamıştır.

        "Kaçınılmaz hata" diyerek örtbas edilmeye çalışılan katliam maalesef bir kez daha Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'nin rezil edilmesine yol açacaktır. Hükümetin, Silahlı Kuvvetler'in, istihbarat teşkilatının devletin dokunulmazlığını her durumda insanın/vatandaşın haklarının önüne koyan, evrensel hukuku da pek iplemeyen tavrı gene sergilenecektir.

        CHP milletvekili ve eski AİHM yargıcı Rıza Türmen'in söylediği gibi "Çocukları ölen anne babalara ne diyeceksiniz? Devlet senin oğlunun hayatını soruşturmaya bile değer bulmadı mı diyeceksiniz?.. AİHM, yaşam hakkı ihlalinden dolayı çok büyük bir tazminata ve soruşturma açılmasına hükmeder".

        Hata adı verilen bu kararın asıl bağlamı aslında bellidir. O gün kaçakçılık yapan, kaçakçılık yaptıkları bilinen Kürt köylüleri, devlet kendisi açısından çok önemli bir düşman diye kabul edilen PKK'lı Fehman Hüseyin'in Türkiye'ye gireceğine inandığından öldürülmüştür. İstihbarat bu yönde olduğundan, karar vericiler buna şartlandırıldıklarından tüm görüntüler, hareketler bu bağlamda değerlendirilmiştir.

        Halbuki konuyu çok yakından takip eden CHP Milletvekili Levent Gök'ün yazdığı ve söylediği gibi köylülerin kaçakçılık için kullandığı patika, PKK'nınkinden farklıdır. Top atışı başladığındaki davranışlar PKK'lı davranışları değildir, hepsinden önemlisi kendilerine danışılmayan sınırdaki birlikler kimin kim olduğunu zaten bilmektedir.

        Böylesine bir insanlık felaketinin üstünün örtülmesi için gösterilen çabalar, ortada korunması gereken büyük bir sır veya sorumluluk olduğunu aslında göstermektedir. Savcılık raporu, kararın Genelkurmay Başkanı tarafından verildiğini yazmaktadır. Haber kendisine geldiğinde Orgeneral Necdet Özel, MGK toplantısındadır. O halde toplantıdaki tüm yetkililerin konudan haberdar olduklarını herhalde varsayabiliriz.

        Durum böyleyse Levent Gök'ün yazdıkları sanırım "hata"nın hem bağlamını hem de sorumlularını doğru tespit etmektedir. Gök'e göre "böylesine yüksek askeri ve siyasi kazanç sağlayacak bir operasyonun Başbakan'ın bilgisi ve muvafakatı dahilinde, Hava Kuvvetleri'ne emir verme yetkisine sahip Genelkurmay Başkanı'nca verilen emirle gerçekleştiği tartışmasızdır. Uludere olayında devletin bütün üst kademesi kader birliği içerisindedir. Uludere olayının bugüne değin aydınlatılmamasının tek sebebi budur".

        Diğer Yazılar