Umutsuz vaka Cenevre 2
Suriye'deki iç savaşı bitirmek ama ondan da önce Baas rejiminden farklı bir rejime geçişin konuşulacağı 2. Cenevre Konferansı bugün İsviçre'nin Montreux kentinde başlıyor. Aslında konferans başlamadan bitti. Başarısızlığın en görünür nedeni İran'ın davet edilmesi ve ardından davetin geri çekilmesiyle ortaya çıkan skandaldı.
Skandalın mimarı BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un İran'ı zemini iyice oluşturmadan davet etmiş. Suudi Arabistan'ın İran'ın katılmasına karşı olduğu biliniyordu. ABD içinde Kerry gibi İran'ın bir şekilde bu sürece dahil edilmesini isteyenler olduğu gibi hiçbir koşulda İran'ı Konferansta görmek istemeyenler de vardı. Ban Ki-mun'un İran'ı davet etmesini kabul edenlerin bunun koşulu olarak Tahran'ın 30 Haziran 2012'deki ilk Cenevre toplantısı sonuçlarını kabul etmesi gerekiyordu.
Bu sonuçlar arasında Esad rejiminin Suriye içi bir geçiş süreci sonunda iktidardan gitmesi, insani yardımın önünün açılması, siyasi mahkûmların serbest bırakılması vardı. Bu hedeflere varmak için de bir geçici hükümetin kurulması önerilmişti. Bu hedeflerin hiçbirine arada geçen zamanda ulaşılamadı zaten.
İran ise BM Genel Sekreteri'nin davetinin ardından yaptığı açıklamada toplantıya ancak önkoşulsuz olarak geleceğini bildirince kıyamet koptu. Zaten zar zor toplantıya gitmeye ikna edilen muhalefet İran orada olursa katılmaktan vazgeçeceklerini bildirdi. Ban üzerine gelen baskıya dayanamayarak İran'a davetten vazgeçtiğini bildirdi. Sonuçta Esad rejimine üç yıla yakın süredir koşulsuz destek veren, dolayısıyla sonuca olumlu katkı da yapma imkânı olan Tahran denklemden çıkmış oldu.
Konferans toplanmadan iki gün önce de Esad rejiminin vahşetinin kanıtları, titizlikle hazırlanmış olduğu anlaşılan ve feci fotoğraflar da içeren bir raporla dünya kamuoyunun gündemine oturdu. Böyle bir raporun ardından toplanan konferansta muhalefetin herhangi bir mutabakata rıza göstermesi mümkün olmayacaktır. Konferansı insani yardım yolunun açılması için değil savaşın uluslararası Cihadcı terörizm ile mücadele ettiğinin onanması için bir fırsat diye gören Esad rejiminin de istediği gerçekleşmeyecektir.
Sonuçta Suriye halkının çilesinin yakın zamanda bitmeyeceği anlaşıldı. Bu iç savaş, dışarıdan Esad rejimine yönelik bir müdahale gerçekleşmeyeceğine göre tüm vahşetiyle devam edecektir. İnsani açıdan, raporda yer alan fotoğraflardakine benzer işkence ve infaz vakaları artacaktır.
Savaşan taraflardan ikisi de büyük bir baskı altında değildir. Savaşı bir an önce bitirmek için güçlü nedenleri yoktur. Kendilerine destek verenlerin desteği de görünür bir gelecekte devam edecektir. Bu durumda da Suriye'den etrafa yayılan istikrarsızlık ve şiddet dalgası devam edecektir. PYD'nin Rojava'da özerklik ilan ettiği bir bağlamda ise, Kürtlerle rejimin ve cihadcı grupların arasındaki ilişkinin nasıl evrileceği zaman içinde netleşecektir.
Bu çerçeveden bakıldığında 2. Cenevre Konferansı'ndan beklenebilecek yegâne sonuç daha sonraki evreler için bir zeminin her şeye rağmen muhafaza edilmesidir. Ancak kısa sürede çatışmaların bitmesi ihtimali düşüktür.
Asıl acil konu ise bir şekilde açlığa mahkûm edilmiş, yerinden yurdundan olmuş Suriyeli kitlelere insani yardım yapılmasını sağlayacak bir mekanizma üzerinde anlaşılabilmesidir. Bu bile gerçekleşemediği takdirde Suriye uluslararası sistem açısından tam bir yüz karası haline dönüşecek ve zaten darmadağın olmuş Ortadoğu bölgesel sistemine daha büyük hasarlar verecektir.
Türkiye'nin siyasetinin de bütün bu gelişmeler ve geçmiş dönemin dersleri ışığında daha sakin bir şekilde gözden geçirilmesi, MİT'in TIR'ları üzerinden sürdürülmesinden vazgeçilmesi, Cihadcı unsurların yarattığı tehdidin de bertaraf edilmesine çalışılması gerekecektir.