Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YAVAŞ yavaş bazı eğilimler şekilleniyor sanki. Yaşadığımız büyük çalkantı belli ki bir yeniden yapılanmaya yol açacak. Tüm yeniden yapılanmalar gibi bu gelecek olanın kurulması için de önce hayli çirkin, iç karartıcı, umut kırıcı gelişmeler yaşanacak. 1 7 Aralık'tan beri tanık olduklarımıza bu şekilde bakmakta da yarar var gibi.

        Hatta daha şimdiden bu yaşanan krizin bir olumlu sonucundan bahsedebiliriz. Kriz her ne kadar Gülen Cemaati ile Adalet ve Kalkınma Partisi arasında büyük bir iktidar kavgası gibi tezahür ediyorsa da öyle sanıyorum ki Türkiye'deki siyasal kriz aslen Gezi olaylarıyla başladı. Gezi ile ilgili safsata açıklamaları bir yana bırakacak olursanız o gösteriler; direniş ve yarattığı, şimdilik kış uykusuna yatmış enerji Türkiye'deki siyaseti derinden sarstı. Daha sonra gelen yalpalamaları, ortaya dökülen enerjiyi bastırma, ezme, yok etme çabalarını bu açıdan değerlendirebiliriz. İmaj mimarları ne yaparlarsa yapsınlar Gezi'nin doğru anlaşılmasını engelleyemediler.

        Yedi ayın sonunda bilançoya baktığınızda öne çıkan en önemli unsur, Türkiye açısından Batı ittifakı dışına çıkmak gibi bir seçeneğin olmadığı. Geçen yılın başında ve sonunda Şanghay İşbirliği Örgütü'nü ön plana çıkaran Başbakan Erdoğan dahi sonunda, içine sinmese bile bu sonuca varmış gibi gözüküyor. Bu bir bakıma Türkiye'nin son 200 yıllık tarihindeki Batı tercihinden hiçbir zaman hoşlanmamış İslamcı düşüncenin ve hareketin de üzerinde düşünmesi gereken bir durum.

        Tarihin geri döndürülmesi ya da 200 yıllık bir süreden sonra bu yaşanmamış gibi hareket edilmesi mümkün değil. Kaldı ki bundan sonra Türkiye'yi tek bir kimlik kalıbına sokmak da mümkün olmayacaktır. Jeopolitik olarak bakıldığında da Ortadoğu en az on yıllık şiddetli ve çalkantılarla dolu bir döneme girdiğine göre Batı ile ilişkilerin, muhtemelen yeni bir mutabakat zemininde, yeniden kurgulanması, şekillendirilmesi gerekecek.

        ABD'de son zamanlarda Türkiye hakkında çıkan raporları, gazete yazılarını bu çerçevede görmek lazım. Sadece bugünkü hükümetin tercihleriyle sınırlı kalmayan Türkiye meselesi üzerinde daha ciddi düşünmeye çalışan içerikleri var yazılanların. Gündeme gelen en son rapor Freedom House adlı, ülkelerin demokratiklik düzeyini ölçen kurumun Türkiye'deki medya özgürlüğüyle ilgili raporuydu.

        "Krizdeki demokrasi: Türkiye'de Yolsuzluk, Medya ve İktidar" başlıklı rapor Türkiye'nin demokrasi krizinin artık göz ardı edilemeyecek noktalara geldiğini vurguluyor. Türkiye'de medya özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün baskı altında olduğunu savunuyor ve bunu örneklerle detaylandırıyor. Sonuçlara geldiğinde ise Bush ve Obama yönetimlerinin Türkiye'nin demokratik bir model olma potansiyelini abarttıkları değerlendirmesini yapıyor.

        Bu değerlendirmenin uzantısı Türkiye'nin demokratik bir yönetime sahip olmasının en az stratejik konumu kadar değer taşıdığı önermesi. Bu durumda Soğuk Savaş döneminden farklı olarak Türkiye'nin iç düzeninin ve demokrasisinin kalitesinin ABD açısından önemli bir mesele olarak görülmesi gerektiğini savunuyor. New York Times Gazetesi'nin başyazısında vurgulandığı gibi, Türkiye'nin bir NATO üyesi olarak üyelik şartlarındaki demokratik kriterlere mutlaka uyması gerektiği kayda geçmiş oluyor.

        Yaşanan son krizle birlikte iktidar partisinin de daha önce kurgulamış olduğu projenin bir yere varmayacağını, Batı ile zıtlaşarak, demokratik çerçeveyi hiçe sayarak ülkeyi yönetemeyeceğini anladığını sanıyorum. AB ile ilişkilerde karşılıklı bir yeni anlayış ortamının şekillenmeye başlaması ve son Almanya ziyaretindeki söylemler bunu destekliyor.

        Bundan sonrası bu gerekliliklerin ne kadar sürede hayata geçirileceğine ve niyetlerin niteliğine bağlıdır.

        Diğer Yazılar