Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Viyana

        BRUNO Kreisky uzun süre Avusturya'nın başbakanlığını yapmış sosyal demokrat bir politikacıydı. Yahudiydi. Yaser Arafat'ı Batı dünyasında meşrulaştıran önemli şahsiyetlerdendi. Onun döneminde Avusturya, Filistin Kurtuluş Örgütü'nü tanımıştı.

        Adına kurulan Bruno Kreisky Vakfı geçtiğimiz iki yıl boyunca dört toplantıda AB'nin çevresinde yer alan bölgeler ve ülkeleri, buralardan gelen uzmanların katkısıyla mercek altına aldı. Bölgelerdeki gelişmeleri ve bunların Birlik ile ilişkilerini tartıştırdı.

        Son toplantıda Balkanlar ve Ukrayna meselesi de ele alındı. Ancak en yakıcı meseleler Ortadoğu'da olduğundan bölgeyle ilgili gelişmeler ve olasılıklar ön plana çıktı. Bölgenin yeniden kuruluş döneminde olduğu konusunda bir mutabakat var. Bu kuruluş döneminde İngiltere ve Fransa tarafından kurulmuş olan bölge düzeninin yıkıntıları üzerinde yeni bir düzen kurulacak. Bu yeni düzende sınırların yerinde kalıp kalmayacağı en can alıcı sorulardan birisi.

        Bu düzenin kuruluşunda 100 yıl öncesinden farklı olarak bölgesel güçler söz sahibi. Ancak bölgesel güçlerin (Suudi Arabistan, İran, Türkiye, Mısır) kendi başlarına düzen dayatmaları mümkün değil. İsrail bu gelişmeye ancak Filistinlilerle barış yapabilirse katılabilir. Küresel güçlerin yardımı gerekecek. Ancak geçmişten farklı olarak tepeden inmeci bir yaklaşımdan uzak kalmaları lazım.

        Bu bağlamda Mısır daha uzunca bir süre kendi derdine düşeceğinden etkili olması zaten beklenmiyor. Filistin-İsrail meselesinde üzerine düşeni yapabilir. Türkiye bölgedeki mezhepsel kutuplaşmanın bir parçası olmaktan uzaklaştığı ölçüde daha etkili olur. Üstelik İran ve Suudi Arabistan'la ilişkileri olan ve iki tarafın da kaygılarını anlayabilen bir ülke. İran-Suudi Arabistan mücadelesi hem Suriye üzerinde jeopolitik açıdan, hem de buna bağlanan mezhep çatışması üzerinden hayli sert geçiyor. Özellikle Suudilerin İran'a alan açmaya, müzakere etmeye pek niyetleri yok. Küresel güçlerin katkısı da bu nedenle gerekiyor zaten.

        ABD'nin artık bölgede yeni bir düzene geçilmesini istediği aşikâr. Ne var ki Suriye politikasında görüldüğü gibi bu isteğin henüz iyi formüle edilmiş bir stratejik ve hatta taktiksel karşılığı şekillenmiş değil. Bunun yarattığı boşluk bölgedeki şiddetin artarak sürmesine, Suriye'deki rejimin yaptıklarının yanına kalmasına ve ülkede ortaya çıkan boşluğun El Kaide ve benzeri örgütler tarafından doldurulmasına yol açıyor.

        Bugünkü karmaşanın temelinde Ortadoğu Arap ülkelerinin devletleşme ve uluslaşma süreçlerini tamamlayamamış olmaları var. İran bu konuda hayli mesafe almış sayılsa bile meseleyi halletmiş değil. En ileri konumdaki Türkiye'de ulusal kimliğin tanımı konusunda bir ucuyla Kürt meselesi, diğer ucuyla Aleviliğin nereye oturtulacağı sorusuna bağlı olarak acil düzenlemeler gerekiyor.

        Arap milliyetçiliğinin beceremediği devletleşme-uluslaşma işinde aslında İslamcılar da başarısız oldular. İran'da dinci yönetim karşı çıktığı Batı tipi rejimlere alternatif oluşturacak bir ekonomik, siyasal ve toplumsal model üretemedi. İnsan hakları, vatandaşlık hakları, hukukun üstünlüğünün uygulamaya geçmesi konularında sınıfta kaldı. Mısır'da çok kısa süren Müslüman Kardeşler yönetimi, benzer nedenlerle geniş kamuoyunun güvenini kazanmayı beceremedi.

        İran'ın bugün Batı dünyası ile bir şekilde nükleer programıyla ilgili müzakerelere başlaması içerideki bu başarısızlıklardan, 2009 seçimlerindeki sahtekârlığın rejimin meşruiyetini eritmesinden bağımsız değil. Tüm bölgede İslamcı akımların neyi reddettiklerinin yanında, nasıl bir düzen istediklerini, ülkelerini nasıl yöneteceklerini anlatmaları gerekecek. Bu işlere başlayabilmek içinse bölgenin yatışması, barışa kavuşması şart.

        Diğer Yazılar