Yolsuzluklar ve yasalar
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül'ün Macaristan'a giderken kendisine refakat eden gazetecilere söylediklerinden, Meclis'-ten çıkan İnternet ve HSYK yasalarını imzalayacağı izlenimi çıkıyordu. Nitekim Cumhurbaşkanı Gül İnternet Yasası'nı iki maddesinin Meclis'te değiştirilmesi koşuluyla imzaladı. Değişikliklerin nasıl yapılacağını da önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Neden değiştirilmesini talep ederek geri göndermediğini ise henüz bilmiyoruz. İmzadan önce Cumhurbaşkanı Gül, "Cumhurbaşkanı olarak ben kendimi Anayasa Mahkemesi yerine de koyamam. Ancak çok aleni gördüğüm noktalarla ilgili itirazımı yaparım" demişti.
Cumhurbaşkanı'nın ve Cumhurbaşkanlığı makamının ülkedeki fırtınalı ortamda hukuk devleti anlayışıyla yönetilen, özgürlükçü bir demokrasinin sığınakları olacağını umut edenler bu koşula rağmen derin bir hayal kırıklığı yaşayacaktır. Bunun sebebi de öncelikle İnternet Yasası'nın ruhunun, açıkçası insanın içine su serpecek nitelikte olmamasıdır. HSYK Yasası'nın ise yolsuzluk davalarının üzerinin eşine rastlanmadık bir şeffaflıkla örtülmesini sağlayacağı kaygısı yaygındır. Son iki ayda yaşananlar ışığında da bu kaygıların gayet haklı olmadığını söylemek mümkün değildir.
HSYK Yasası hakkında, Macaristan'a giderken Cumhurbaşkanı Gül'ün gazetecilere söyledikleri hem hoşnutsuzluğunu gösteriyor hem de ihtiyat payını muhafaza ettiğini: "Söyledim dedim ki, sıkıntı var. HSYK ile ilgili İ5'e yakın sıkıntılı noktayı söyledim. Komisyon ve genel kurulda herhalde bunlar dikkate alınmıştır... HSYK'yı bakana bağlayan düzenlemeler vardı. Başkan seçilirken sıkıntılar vardı. Bunları alıp bakmadan konuşmak doğru değil."
İnternet Yasası'ndan sonra HSYK Yasası da onaylanırsa iş, son dönemlerde verdiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ittihadına uygun kararlarla ön plana çıkan Anayasa Mahkemesi'ne kalacak. Ne var ki mahkemenin HSYK Kanunu'yla ilgili olumsuz karara varması durumunda bile hasar büyük. Zira iktidar yargıyı yürütmenin uzantısı haline getirecek düzenlemelerini geri döndürülemez şekilde yapacak vakti bulacak.
Her iki kanunun yolsuzluk davalarının üzerinin örtülmesini kolaylaştırmak amacıyla, suret-i haktan görünerek hazırlandığı tarafgir olmayan kamuoyunda genel kabul görüyor. Sayın Cumhurbaşkanı'na göreyse: "Esas genel konjonktürde ne yaparsanız yapın algı meselesi var. Yasa iki üç sene önce çıksaydı bu algılamalar olmazdı." Yani 17 Aralık'tan beri yaşananların yarattığı, hükümete yönelik bir operasyonun varlığına inançla, hükümetin yolsuzlukların üzerini kapamaya çalıştığına dair inanç algıyı şekillendiriyor.
Özetle söylemek gerekirse, dış dünyayı çok yakından takip eden, Türkiye'nin pırıltısının sönmesinden duyduğu rahatsızlığı net bir şekilde söyleyen Cumhurbaşkanı, dünyadaki Türkiye imajının ışık hızıyla kötülediğini görüyor. Ancak siyaseten, bu kötü gidişin müsebbibi olan gelişmelerle yakından bağlantılı yasalara doğrudan ya da cepheden karşı çıkamıyor. Böyle yaptıkça da, bağlı olduğunu söylediği ilkelerle ters düştüğü izlenimini uyandırıyor. Dış dünyada kendisi hakkında var olan imaja gölge düşüren ve siyaseten kendisini zayıf gösteren bir konuma geliyor.
Bu arada hükümetin en azından bir hesabının tuttuğunu teessüfle kayda geçirmek gerekir. AB başkenti Brüksel'den gelen haberlerden çıkan tablo şu: Bu yasaların Türkiye'nin adına layık bir demokratik ülke olmaktan hızla uzaklaşmasının işaretleri olduğuna şüphe yok.
Olağan koşullarda müzakereleri askıya aldırtabilecek bu gelişmelere karşı AB ancak homurdanarak cevap verecek. Zira bir yandan Türkiye'nin içinde demokrasiyi savunan güçleri daha da yalnız bakmak istemiyorlar, diğer yandan Türkiye'nin stratejik önemi ve Kıbrıs'ta çözüm ihtimali onları daha yumuşak davranmaya itiyor. Ezcümle biz bizeyiz.