Demokrasi eksikliğinin sonuçları
HERHANGİ bir siyasi angajmana girmeden Türkiye'nin gidişatına bakıldığında, varış noktasının saygın bir demokrasi olacağını söyleyebilmek mümkün değil. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün internet yasasını onaylayarak iki maddesini hükümetin insafına ya da tashihine terk etmesiyle, demokrasi erozyonunda ciddi bir eşik geçilmiş oldu.
Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'yi demokrasisinin giderek daha fazla örselendiği bir akıbetten korumak için mücadele edeceği umudu, bu imzayla söndü. Halbuki kendisinden, ettiği yemin, görev süresi boyunca söylemiş olduğu sözler, konuk olduğu ülkelerdeki liderlere ve kamuoylarına verdiği mesajlar, hatta taahhütler nedeniyle bu konularda keskin tavırlar koyması bekleniyordu.
Yargıyı en geç ekim ayında büyük ölçüde yürütmenin bir uzantısı haline getirecek HSYK yasasını da onaylarsa kendisiyle ilgili internet yasasına koyduğu imzanın şekillendirdiği algı ve ona bağlı siyasal yargı derinleşecektir. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı tarihsel açıdan elde ettiği büyük bir fırsatı da herhalde siyasi saiklerle, harcamış olacaktır.
Türkiye'de demokrasinin giderek daha gerilerde bir çizgiye çekilmesi dünyada da yankı yapıyor. Yalnızca internet ve HSYK yasaları değil, Türkiye'de paralel bir Milli Güvenlik Konseyi niteliğinde bir Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu yaratmayı öneren MİT kanunu değişiklikleri, Ankara'da "olağanüstü hal" uygulamaları gibi gelişmeler kayda geçiyor. Gidişat giderek demokratik bir devlet yapılanmasından çok bir muhaberat devleti yapılanmasını anımsatıyor.
Dünyadaki hoşnutsuzluk veya gelişmelerin yol açtığı yankı, ülkenin içindeki gelişmelerin seyrini etkileyecek bir güce sahip değil. Rusya veya Çin'in zaten Türkiye'nin demokratik olması gibi bir dertleri yok. Küresel piyasalar ise kâr olan her yere fiyatı yeterince cazip olduğu takdirde sermayeyi taşıyor. En fazla, hukuk devletinin zayıflaması Türkiye'ye giren sermayenin niteliğini olumsuz etkileyecektir.
Türkiye'nin en önemli iktisat tarihçilerinden Şevket Pamuk'un tespitleri bu bakımdan ürkütücü. "Türkiye'nin 200 yıllık İktisadi Tarihi" adlı çok değerli kitabı yeni çıkan Pamuk, Radikal Kitap Dergisi'ne verdiği mülakatta şunları söylemiş: "Zaten sorunlu olan hukuk ve yargı tam çöküş aşamasında. Türkiye'deki özel sektörün, girişimcilerin, insanların hak aramalarının hukuk çerçevesinde olmaması büyük sorun... Böyle koşullarda ekonomide yatırım artmaz. Kısa vadeli ekonomik çıkarlar her şeyi belirler. İşte asıl bu anlayışın yol açacağı ekonomik çöküş Türkiye için acı olacak."
Batılı müttefiklerin uyarılarının, en azından bugünkü güç dengesi içinde Türkiye'nin gidişine pek etki yapmadığı belli. Jan Werner Müller'in, Foreign Affairs Dergisi'ndeki yazısının anlattığı gibi AB, üyesi olan Doğu Avrupa ülkelerindeki hukuk dışına ya da demokratik normların uzağına kayışlarda bile bugünkü kriz ortamında etkili olamıyor. Türkiye üzerinde, zevahiri kurtaracağı ümit edilen uyarılarla etkili olabilmesi daha da zor.
ABD ise farklı kurumlarından Türkiye'ye birbirine zıt mesajlar gönderiyor. Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan arasındaki telefon konuşmasının ardından Beyaz Saray tarafından yapılan açıklama gayet yumuşak. Türkiye dış politikasında ABD ile ters düşmedikçe bir sorun yaşanmayacağı izlenimi veriyor. Yalnızca hukuk devleti uygulamalarının sermaye çekmek için ne kadar önemli olduğu vurgusu belirgin. Dışişleri Bakanlığı ise internetyasasının bugünkü halinden dolayı kaygı duyduklarını açıkça kayda geçiyor.
Bu durumda soru herhalde şudur: Batı sistemi içinde kaldığını göstermek için yaptıkları ve müttefiklerine söyledikleriyle, giderek daha baskıcı bir devlet düzenine geçişmekte oluşu arasındaki gerginlikte Türkiye kendisine nasıl bir gelecek tanımlayacaktır?