Ukrayna'nın Türkiye'ye etkileri
UKRAYNA’da olup bitenler pek çok bakımdan Türkiye’deki gidişatı da etkileyecek nitelikte. Bu yazıyı yazarken ülkedeki durum henüz netlik kazanmamıştı. AB’nin kotardığı anlaşmanın uygulanıp uygulanamayacağı belli değil. Eski Başbakan Yuliya Timoşenko hapisten çıktı. Ukrayna Parlamentosu Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’i görevden aldı. Ancak ülkenin, güçlü olduğu Doğu bölgesine giden Yanukoviç’in bu kararı tanıyacağının garantisi yok.
Soçi Olimpiyatları bittikten sonra Rusya’nın tüm ağırlığıyla duruma müdahale etmesi ihtimali hafife alınmıyor. Gidişat Ukrayna’nın bölünme veya kanlı bir iç savaşa sürüklenme ihtimallerini gündeme getirdi. Ukrayna Türkiye’yi en az iki şekilde etkiliyor. Birincisi en açıkça görüneni. Yani iktidara yönelik toplumsal muhalefetin meydanları doldurması. Dünyanın her yerinde otoriterliğin dozunu artıran yönetimlere karşı başkaldırı dalgaları yükseliyor. Bunun son örneğini Venezüella’da görüyoruz.
Halen Türkiye’de polisin ağır baskısıyla her türlü toplumsal olay bastırılabiliyor, yargı olmadık kararlarla insanların hayatını karartabiliyor. Bu atmosferin daha da yoğunlaşması için İnternet Yasası, HSYK Kanunu, MİT kanununda değişiklikler gündeme geldi. Seçimlerin yakın olması ve sandıkta mesaj verilebileceği umudu ve ihtimali tüm bu gelişmelerin toplumsal bir yankı bulmasına engel oluyor.
Seçimlerden sonra baskının devam etmesi ekonomideki düşük büyümenin etkileriyle birleştiğinde (buna kuraklığın yaratacağı henüz öngörülemeyen tepkileri de ekleyebilirsiniz) toplum fokur fokur kaynayabilir.
Ukrayna’daki gelişmelerin Türkiye’yi ilgilendiren ikinci boyutu jeopolitikle veya yeni dönem stratejik hesaplaşmalarıyla ilgili. Kuzey komşumuz başta Rusya hegemonyasına karşı bir kimlik ve rüşdünü ispat etme mücadelesi veriyor.
Rusya, Ukrayna’nın Batı ile bütünleşmesini ne denli istemiyorsa Avrupa ve ABD de bu ülkenin yeniden Rus boyunduruğu altına girmesini o ölçüde istemiyor. Kasım ayında patlayan krizin Ukrayna’nın AB ile bir ticaret anlaşması imzalamasının Rusya tarafından engellenmesi nedeniyle çıktığını hatırlamak gerekir. İşin sonu ülkenin parçalanmasına kadar gidebilir.
Ukrayna’da uzayacak ve giderek daha kanlı hale gelecek bir kriz ihtimali, güney sınırlarının ötesi zaten cehenneme dönmüş Türkiye’yi stratejik açıdan gene ön plana çıkarıyor. Bu arada not etmek gerekir ki, tarihsel deneyimimizin bize öğrettiği ders, Türkiye’nin stratejik önemi arttığında, iç düzeninin niteliğinin ABD’yi pek ilgilendirmediğidir.
Bu mantık üzerinden devam edildiğinde, Gezi ve Mısır krizleri sonrasında Başbakan Erdoğan’dan soğuyan Başkan Obama’nın, aylar sonra Başbakan Erdoğan’ı telefonla aramasına şaşmamak gerekiyor. Beyaz Saray telefon konuşmasının bir özetini yayınladı. Üslup yumuşak. Aynı gün ABD Dışişleri Bakanlığı İnternet Yasası’yla ilgili hayli sert bir açıklama yapmıştı. Beyaz Saray’ın tavrı kendi başına bir mesaj. Nitekim özette, “Başkan Türkiye Cumhuriyeti ile güçlü karşılıklı saygıya dayanan ikili ilişkilere ne kadar değer verdiğini vurguladı” deniyor.
Gene açıklamadan Türkiye’nin şu sıralarda izlediği dış politikadan, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi beklentisi dahil, ABD yönetiminin hoşnut olduğu sonucu çıkıyor. Uyarı niteliğindeki tek not son cümlede. Hukuk devletiyle uyumlu siyasetler izlemenin sermaye çekmek ve ikili ilişkileri güçlendirmek için gerekli olduğunu söylemiş Obama. Türkiye şu sıralarda peş peşe çıkardığı yasalar ve uygulamalarıyla hukuk devletiyle bağdaşan siyasetler izlemediğine göre bu konuşmadan iki farklı sonuç çıkarılabilir: Birincisi, “dış politikanda ayağıma basmadıkça ne yaptığını ben önemsemem; ikincisi ise “hukuk devletinin muhafaza edilmesi bizim için önemlidir. Uyarımı dinle bu sana verdiğim bir son şanstır”.
Siz hangi sonucu çıkarırdınız?