Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HAVA şahane ancak toplantılarda çeşitli çevrelerden insanlarla konuştukça insanın keyfi kaçıyor. Bugün bildiğiniz gibi 28 Şubat'ın 17. yıldönümü. Silahlı Kuvvetler'in o gün zorladığı siyasi gelişmeler, Refahyol hükümetinin istifaya zorlanması, Refah Partisi'nin kapatılması orta vadede ciddi bir toplumsal dalgalanmaya yol açmıştı. Vatandaşın seçimlerdeki tercihlerinin kabul görmeyen, meşruiyeti sorgulanan gerekçelerle hiçe sayılması sert bir tepki görmüştü.

        O müdahalenin sonuçlarından birisi hiç kuşkusuz Silahlı Kuvvetler'in meşruiyetinin ağır bir darbe almasıydı. Bir diğeri İslamcı hareketin Batı dünyasının normlarını reddederek hiçbir yere varamayacağını nihayet anlayıp hukuk devleti, vatandaş hakları gibi kavramları gönlüne değilse bile diline yerleştirmeye başlamasıydı.

        Sonuçta Türkiye, zamanın Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun "Bin yıl sürecek" dediği bir dönemi, sistemin 2001 'deki iflasının da katkısıyla kısa sürede kapattı. Yeni veya ıslah olmuş İslamcı kadrolar sistemin temel çerçevesine sadık kalacakları, Batı ile ilişkileri veri alarak kendi siyasal çizgilerini izleyecekleri, inançlarına sahip çıkarken modern toplumun normlarını da boşlamayacakları intibaını verdi.

        Türkiye'nin o zamana kadar göstermediği bir enerjiyle artık vesayet rejimi denmeye başlamış yarı demokratik-yarı otoriter-militarist kalıplarını aşmaya başlaması dünyada ciddi yankı yaptı. Pek çok gözlemci, aydın, gazeteci bu deneyimi yakından izledi. Hayranlıkla hakkında yazdı, çizdi, konuştu. Giderek açılan, dışlanan kesimleri sistemin içine kattıkça demokrasi katsayısı yükselen bir rejime destek verdiler. Gereğinden hayli uzun bir sürede başlangıçtaki heyecanın oluşturduğu krediyi kesmediler.

        Onlar için de Gezi olayları bir dönüm noktası oldu. Gezi sırasında ve sonrasında kullanılan dil, üslup, şiddetin meşrulaştırılması, şedit ötekileştirme, bir nebze vicdandan nasip alınmamış gibi gözü çıkan, hayatını kaybedenlerle ilgili tek kelime edilmemesi kayda geçti. Bu denli katı, kayıtsız ve sevgisiz olabilen bir iktidarın sözüne güvenilemeyeceği düşüncesi yerleşti. Yalan olduğu bilinen iddiaların tekrar tekrar kafalara kakılmasıyla bu görüş perçinlendi.

        10 yıldır konuşma yaptığım kurumda, soru-cevap faslında gelen soruların niteliğinden de tükenmiş bir deneyimin ardından otopsi yapıldığı izlenimini edindim. Dünyanın dört bucağından gelen diplomat ve askerlerden oluşan dinleyicilerin geçen yıllarda sordukları sorularla ve geçmişte Türkiye hakkındaki düşünceleriyle bu yılki yaklaşımları arasında hatırı sayılır bir fark vardı. Çoğunda, özellikle de Müslüman dünyasından gelenlerde Türkiye'deki deneyimin başarısız olmasından duyulan bir üzüntüyü bile sezdiğimi söyleyebilirim.

        Elbette ülkedeki son gelişmeler, skandallar, tarafların hamleleri yalnızca siyasetle ilgilenenlerce değil, finans çevrelerinde de yakından izleniyor. Bir zamanlar gerçekten bir yerlere örnek olacağı düşünülen bir ülkede bugün yaşanan ölümüne kavganın, kavgada sergilenen rezilliklerin ve rezil üslubun üzerine düşünülüyor. Sonu olmayan bir oyunun ne zamana kadar sürdürüleceği merak ediliyor. Yerel seçimlerle sanki kendi ülkelerindeymişçesine ilgileniyorlar. İnternet Yasası, HSYK Yasası, MİT Yasası ve bunların ne anlama geldiği herkesçe biliniyor.

        Kısacası AKP Türkiye'si efsanesi çökmüş. Türkiye bir örnek, bir merak edilen deneyim, bir ilham kaynağı olmaktan çıkmış. Sıradan, vasat, otoriter dürtülerini aşamayan, kendi karanlığına kendini terk etmiş bir ülke görünümüne bürünmüş.

        Havanın parlaklığıyla bu karanlık tablonun tezadı öyle can acıtıcıydı ki.

        Diğer Yazılar