Jeopolitik ve Demokrasi-2
JEOPOLİTİK vurucu şekilde geri geldi ama gene de jeopolitiğin eski tadı yok. Zira tek başına coğrafya ve ona ek olarak askeri gücün varlığı ancak bir yere kadar etkili. Rusya'nın Kırım'ı işgal etmesiyle ortaya çıkan durum jeopolitiğin sınanması ve 21. yüzyıldaki anlamı hakkında da fikir verecek bize.
Rusya'nın Kırım'ı işgalinin ardından muhtemelen Soğuk Savaş sonrasının en keskin krizi ile karşı karşıyayız. Bu krizin Batı ittifakı / NATO ile Rusya arasında sıcak bir savaşa dönüşmesi ihtimali gerçi yok. Ne var ki Avrupa'nın güvenliği konusunda Ukrayna krizinin başına göre daha sorunlu bir bağlamda siyaset üretilmesi gerekiyor.
Dünkü basın toplantısında hayli sert bir konuşma yapmasına karşın Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in geri adım attığını sanıyorum. Bu geri adımı atmasına neden olan en başat faktör Rusya'nın Sovyetler Birliği dönemindeki gibi kapitalist dünyanın dışında yaşamıyor oluşu. Tersine Rusya, enerji kaynaklarının zenginliğine ve bu kaynakları, ilişkide olduğu ülkeleri kendi doğrultusunda etkilemek üzere kullanma alışkanlığına rağmen dünya piyasalarının tepkilerine açık.
Bu nedenle, Putin'in hamlesi Rusya'yı sıkıntıya soktu. Batı, Rusya'ya karşı askeri bir harekâta geçemeyeceğine göre, bu hamleye verdiği cevap geçmişte beklendiği veya yaşandığı gibi orduların, silahların ortaya sürülmesi şeklinde olmayacak. Rusya'nın sert gücüne karşı daha ağır işleyecek mekanizmalarla, Moskova'nın daha doğrusu Putin'in geri adım atmaya zorlanması gündemde olacak.
Putin'in Batı dünyasına meydan okuyarak ve Rusya'yı yeniden kendi evrenini yaratan bir imparatorluk gibi tasarlayarak yaptığı hamlenin ardından yediği ekonomik tokat hafif değil. Mesele yalnızca Rus parası rublenin değer kaybetmesi ve Rus borsasının yüzde 10 oranında düşmesiyle sınırlı kalmıyor.
Birincisi, Çin kendine özgü nedenlerle Rusya'ya bu macerasında destek verecek gibi durmuyor. Moskova iyice yalnız. Onun ötesinde Rus zenginlerinin Batı'daki hareket serbestilerinin yitirilmesine yol açacak tedbirleri almak AB ve ABD'nin elinde. Obama'nın ve John Kerry'nin Rusların mal varlıklarının dondurulmasıyla ilgili tehditleri boşa edilmiş sözler değil. Rus zenginlerinin ve muhtemelen Putin'in de Batı'da ciddi miktarda parasal varlıkları bulunuyor.
ABD'de tartışılan tedbirlere bakıldığında Rusya'nın G-8'den çıkarılması, Ukrayna hükümetine maddi destek sağlanması, dünya ölçeğinde Rusya'yı yalnızlaştırma gibi ancak uzun vadede işlerliği olacak adımlardan bahsediliyor. Bu arada NATO'nun gerekli halde Ukrayna'ya yardım ikmali yapabilecek şekilde birlik konuşlandırmasını isteyenler de var.
Rus sisteminin bu türden baskılara ne ölçüde hassas olduğunu ancak zaman içinde göreceğiz. Sonuçta Rusya da Avrupa'nın enerji ihtiyacının yüzde 45'ini sağlıyor. Putin'in bu kozu kullanması mümkün. Ne var ki Rusya gelirinin yüzde 70'ini enerji ihracatından sağladığı için arzı kısmada da bir sınırla karşı karşıya.
AB'nin ve ABD'nin Ukrayna krizini iyi yönetmediklerine şüphe yok. Ya da en azından düzgün ve tutarlı bir strateji içinde bu ülkeye yönelik bir strateji geliştirmiş değillerdi. Bundan sonrasında çok daha dikkatli davranmaları ve Ukrayna'nın ikinci bir Yugoslavya olmasını engelleyecek adımları atmaları gerekir.
Soğuk Savaş sonrasındaki Avrupa düzeni Kırım'da olanlarla ağır bir darbe yemiştir. Bu durumda ABD Asya'ya yönelimi Avrupa demokrasilerinin güvenliğini sağlama sorumluluğunun önüne koyacak mıdır? Avrupa ve NATO tutarlı bir siyaset oluşturabilecek midir? Kilit konumdaki Almanya Rusya ile kendi başına uğraşacak denli güçlü müdür? Bu soruların cevapları hem Avrupa'nın hem de Türkiye'nin güvenlik politikaları açısından belirleyici önemdedir.