Seçimlere giderken Devlet ve Demokrasi (2)
ÜLKEDE yaşanan rejim krizi boyutlarındaki ağır bunalım vatandaşların devletten, demokrasiden ve vatandaş olmaktan ne anladıklarını da gündeme getiriyor. Ya da getirecek. İslamcı siyaset, giderek kendi asal görüşlerine rücu edip kendi özel diline döndükçe modern devlet kavramıyla herhangi bir şekilde uzlaşamadığı ve barışamadığı izlenimini veriyor.
Sıkışılan yerde modern devleti şekillendiren kurumlardan, kavramlardan, pratiklerden uzaklaşılıyor. Bunun ortaya sergilediği sıkıntılardan da dinsel kavramlara başvurarak çıkmaya çalışıyor. Dolayısıyla aslında İslamcı siyasetin modern çağa kuramsal olarak ayak uyduramadığı, devleti bir koordinasyon, dengeleme, kuralları uygulama örgütlenmesi olarak göremediği anlaşılıyor.
Devlet yalnızca iktidar olmak, hükmetmek, itaat üretmek ve koşulsuz teslimiyeti sağlayacak bir aygıt diye değerlendiriliyor. Bu sebepten demokratik bir rejimin gerekli koşulu olan ancak onu kendi başına tanımlamayan seçim kurumu, yolsuzlukların aklanmasını sağlamak gibi, taşıyamayacağı bir yükün altına sokuluyor.
Bu durumda da Martin Wolf’un yazısında demokrasi açısından önemli bir koşul olarak önerdiği vatandaşın ortak süreçlere bağlılığının partizan tercihlerin önüne geçmesini, bizzat devleti bugün hâkimiyetlerine geçirmiş olanlar imkânsız hale getiriyor. Devletin modern özelliklerinden uzaklaşması, yürütmenin hâkimiyetinin kontrolsüz olmasına çalışılması elbette demokratik alanı da daraltıyor.
Metropoll Araştırması, bugünkü gidişatın toplum tarafından aynen böyle değerlendirildiğini de gösteriyor. Aralık 2011’de yüzde 42.6 “Demokrasi güçlenmiştir” derken, 2013’ün aralık ayında bu oran yüzde 35’e, 2014’ün şubatında ise yüzde 27.3’e düşmüş. Buna karşılık “Demokrasi zayıflamıştır” diyenler 2011’in aralık ayında yüzde 23.6 iken, 2013’ün aralık ayında yüzde 38.1, 2014’ün şubat ayında ise yüzde 48.2 oranına yükselmiştir.
Buna koşut olarak AKP hükümetinin demokratikleştiğini düşünenler 2013’ün haziran ayında yüzde 36, kasımında yüzde 41.6 iken 2014’ün şubatında yüzde 30.9’a iniyor. Otoriterleştiğini düşünenler ise haziranda yüzde 49.9 iken şubatta yüzde 55’e çıkmış. Bu rakamlar, Gezi sonrasında baskın söylemiyle kamuoyunu bir kumpasın varlığına ikna etmede başarılı sayılabilecek olan Başbakan Erdoğan’ın bu kez benzer bir başarıyı yakalayamadığını gösteriyor.
Araştırma, toplumun ezici sayılacak bir çoğunluğunun (yüzde 59) İnternet Yasası’nın çıkan ilk haline karşı olduğunu da ortaya koyuyor. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yasayı onaylamasını doğru bulmayanlar da yüzde 61.9 düzeyinde. Zaten araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından birisi Gül’ün ciddi ölçüde irtifa kaybettiğinin ortaya çıkması. Gerçi 2013’ün ağustosunda ve 2014’ün ocak ayında Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’nı isteyenlerin oranı yüzde 24 çıkıyor. Ancak yeniden aday olması halinde oy vereceğini söyleyenlerin oranı, 2011’in aralık ayındaki yüzde 70, 2012’nin haziranındaki yüzde 67, 2013’ün ağustosundaki yüzde 65’e göre dramatik sayılacak bir düşüşle yüzde 47’ye inmiş.
Bu düşüşü İnternet ve HSYK yasalarının hangi gerekçeyle olursa olsun imzalanmaları kadar, bu kargaşa ortamında yaslanacak bir sütun, güvenecek bir kurum arayan kamuoyunun hayal kırıklığı diye okumak mümkün.
Son olarak, araştırma sonuçları Başbakan Erdoğan’ın artan ölçüde kutuplaştırıcı bir siyasi kişilik olduğunu, yaşanmakta olan krizi gerginlikleri artırarak aşma kararının da sınırları bulunduğunu gösteriyor. Başbakan’a Cumhurbaşkanlığı için oy vereceğini söyleyenler, 2012’nin haziran ayında yüzde 57 iken bugün yüzde 35’e düşmüş. Görev onayı vermeyenlerin oranı da yüzde 51’e çıkmış. Kısacası AKP’nin birinci parti çıkacağı garanti olsa bile eski marjların bulunamaması ihtimali bir hayli yükselmiş.