Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        EĞER Türkiye Cumhuriyeti bir demokrasi olmayı sürdürecekse o zaman, doğru, düzgün, ahlaklı, ilkeli bulunan söylem, tavır ve eylemlerin yalnızca yürütmenin o şekilde değerlendirdiklerinden ibaret olmadığını anlamak zorundayız. Türkiye’deki demokrasi mücadelesine ne katkı yaptıkları meçhul şahısların, ömrünü bu mücadelede geçirmiş insanlara saldırmalarını kabul edemeyiz. Bunların ötesinde sanırım bir koşul daha var: Bu ülkede makam sahiplerinin inandıklarını ve üzerine titrediklerini iddia ettikleri ilkeleri korumak için korkusuzca konuşmaları. Lafı eğip bükmeden tutum ve tavırlarını açıkça sergilemeleri. Radikal yazarı Murat Yetkin, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın konuşmasını yapmak üzere kürsüye giderken çekilmiş fotoğrafından yola çıkarak ön sırada oturanların ruh halinin çözümlemesini yapmış. Yetkin’e göre, Başbakan Erdoğan öfkeli, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan sitemkâr, Meclis Başkanı Çiçek kaygılı, Cumhurbaşkanı Gül sıkkındı. Belli ki, herkesin iktidarı sinirlendirmekten çekindiği bir ortamda metni önceden basılmış konuşmanın sahibi Başkan Kılıç en inanılmaz günahı işlemişti.

        Muktedirlere hukuk, adap, edep ve demokrasi konularında ders vermişti. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın mahkemeye Turgut Özal tarafından atandığı dönemleri bilenler hatırlayacaklardır. Sayın Kılıç, eşinin başörtülü olması nedeniyle laikperest despotların hayasız saldırılarına maruz kalmıştı. Uzun görev süresi boyunca, bu edepsizlikleri saldırgan bir mağduriyet kimliğine döndürmeden hukukun evrensel ilkeleri içinde kalarak makamının gereklerini yapmaya çalıştı. Partilerinin neden kapatılmadığını bilen bugünün iktidar sahipleri Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın bu mücadelelerinin tarihini iyi anımsayacak konumdadırlar.

        Tam da bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin yıldönümünde yaptığı konuşmadan dolayı sergiledikleri saldırganlık yalnızca bir kabalık ve demokratik görgü eksikliğine değil, ciddi bir kadirbilmezliğe de işaret ediyor. Gömlek benzetmesinin yaratabileceği/ yarattığı doğrudan dokundurma örneğini bir yana bırakacak olursanız Başkan Kılıç’ın konuşmasında eksik ya da yanlış bulacağınız ne olabilir? Kılıç, “kamu gücünü etkili bir şekilde kullanan yargı, siyasi ve ideolojik yapılanmaların hedefinde her zaman ‘ele geçirilmesi gereken bir kale’ olarak görülmüş, ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın çabasına düşmüştür” dediğinde, Cumhuriyet’in bir türlü hukukun üstünlüğüne dayalı yönetime geçememesinin ıstırabından başka neyi dile getirmektedir ki? “Sadece yargı değil, onur sahibi olan herkesin haksızlığa ve ihlale karşı çıkması insanlık borcudur” cümlesinde anlaşılamayan ya da sindirilemeyen nedir?

        “Yargı milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir ve olmamalıdır” dediğinde, yahut “Korkunun ve endişenin hakim olduğu iklimlerde... özgür vicdanlar üretilemez...hukuk güvenliği insanların güvercin ürkekliği içinde yaşamadığı korkusuz bir ortamın varlığı olarak da tanımlanabilir” diye vurgu yaptığında, yapılan itirazlar hangi ilkelere dayanmaktadır? Memlekette adaletin varlığına, yargı sisteminin adil olduğuna dair inanç yerlerde sürünürken Kılıç’ın, “Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruların yüzde 70’inin adil yargılanma konusundaki şikâyetler olduğu gözetildiğinde, yargı organlarımızın topluma sunduğu adaletin hangi düzeyde olduğunu sorgulamak zorundayız” demesinde itiraz sahiplerini rahatsız eden nedir? Hukuk eksikliği Cumhuriyet’in artık taşıyamayacağı bir yüktür. O nedenle, konuşabilecek konumda olanların sustuğu, çoğunluğun hukukun hayatlarındaki önemini idrak etmediği bu ülkede “bireylerin hak ve özgürlük alanını genişleten, önündeki engelleri kaldıran, evrensel standartları hayata geçiren bir anlayışla” çalışan Anayasa Mahkemesi’ne ve Başkanı’na sahip olmak Türk demokrasisi açısından kaybedilmemesi gereken bir şanstır.

        Diğer Yazılar