Suriye mülteci sorunu
SURIYE krizi, başladığı zamanki beklentilerin aksine kısa sürede bitmedi. Bitecek gibi de görünmüyor. Esad rejiminin ülkenin tüm toprakları üzerinde egemen olması artık söz konusu değilse de, muhalefetin herhangi bir şekilde rejimi devirmesi de bugünkü koşullarda ihtimal dışı. Yurtdışındaki sivil muhalefetin etkisi sıfır.
Sahada savaşanlar tek bir komuta altına girmemekte direniyor. Cihadcıların güç kazandığı bir ortam mevcut. Nusra kuzeyden sonra güneyde de etkili olmaya başladı.. Ürdün hükümeti kendi sınırlarındaki bu gelişmeden son derece rahatsız olduğundan geçişleri çok sıkı kontrol altında tutuyor. İç savaş konusunda yazanların öne sürdükleri, “iç savaşlar on beş yıldan önce bitmez” savı doğruysa Suriye’yi paramparça eden, korkunç bir insani dram yaşatan kriz/ savaş daha en az on yıl sürecek demektir. Bu durumda konuyla ilgilenenler yeni duruma göre pozisyon almak zorunda. Rejimin şiddeti, Cihadcıların vahşeti bu yoğunlukta sürdüğü takdirde çok kısa süre içinde bugün 2.6 milyon olan Suriyeli mülteci sayısı neredeyse 30 yıl savaş yaşamış Afganistan’ın mülteci sayısını geçecek.
Bu çerçeve içinde Türkiye’nin de Suriye konusunda, özellikle de mülteciler konusunda yeni bir yaklaşım benimsemesi gerekecek. Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin Suriye politikasının kamuoyunda olumsuz değerlendirilmesi, destek bulamaması, inat ve akılsızlıkla uzun süre malul kalması, hükümetin insani açıdan örnek sayılacak bir mülteci politikası izlediği gerçeğini gizlemiyor. Kemal Kirişci ve Raj Salooja Foreign Affairs Dergisi’ndeki “Kuzeye kaçış” (Northern Exodus) başlıklı yazıda şu rakamları veriyorlar: Şubat ayı itibarıyla Türkiye Suriye’li mültecileri ağırlamak için 2.5 milyar dolar harcamış. Buna karşılık ABD 1.3 milyar, AB ise komisyon ve üye ülkelerden 3.6 milyar doları Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) göndermiş. Ne var ki UNHCR ihtiyaç duyduğu miktarın ancak yüzde 14’ünü alabildiğini söylüyor.
Türkiye’de resmi rakamlara göre 700- 750 bin civarında, gayriresmi olarak bir milyonu aşan sayıda mülteci bulunduğu sanılıyor. Bunların ancak 250 bini, Türkiye’nin kendi kaynaklarından harcadığı parayla inşa ettiği ve tüm uluslararası kuruluşların beğendiği kamplarda ağırlanıyor. Ne var ki bunun ilelebet sürmesi maliyetleri açısından ve Türkiye’ye akan mülteci sayısının büyük bir hızla artmasından dolayı mümkün değil.
Üstelik Türkiye’deki Suriyelilerin, muhtemelen çoğunluğunun ülkelerine dönmeleri pek ihtimal dahilinde değil. Kalıcı bir mülteci nüfusuna alışmak ve bunların kendilerine Türkiye’de bir gelecek kurmalarının nasıl sağlanacağına odaklanmak gerekecek. Kirişci ve Salooja’nın naklettiklerine göre kampların dışında kalan ve ya sokaklarda dilencilik yaparak, ya daha düşük yevmiyeyle çalışarak hayatımızın parçası haline gelen Suriyelilerin yüzde 86’sı Türkçe öğrenmek istiyor.
Geçen sene mültecilerle ilgili yeni bir örgütlenmeye giden Türkiye’nin yeni şartlara göre daha farklı ve hayli kapsamlı politikalar üretmesi gerekecek. Bu politikaların içinde Suriyeli mültecilerin eğitimi, sosyal haklardan yararlanmaları, işgücüne kaçak değil resmi olarak dahil edilmeleri gibi unsurlar da bulunduğundan yapılanların kamuoyuna da iyi anlatılması gerekecek.
Uluslararası Kriz Örgütü (ICG) “Suriye Bataklığının Türkiye’ye Artan Maliyeti” başlıklı raporunda (http://www.crisisgroup. org/en/regions/europe/turkey-cyprus/ turkey/230-the-rising-costs-of-turkey-s-syrian- quagmire.aspx?alt_lang=tr) aynı konuya değinerek bazı tavsiyelerde bulunuyor.
Suriyeli mülteciler konusunun Türkiye açısından toplumsal ve siyasi olduğu kadar bir güvenlik krizine de dönüşmemesi için bir an önce gerekli adımların atılması ve uluslararası yardım örgütleriyle işbirliğinin artması gerekiyor. Suriye iç savaşına daha fazla bulaşmaktan kaçınılması da.