Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DEMOKRATIK seçimlerin bir özelliği, demokratik değerlerle pek alakası olmayan şahsiyetleri ve siyasi hareketleri de iktidara getirebilmesi. Aslında özellikle gelişmekte olan ülkelerde pek çok toplum kabuk değiştirir, sınıfsal yapılar köklü şekilde dönüşürken, demokratik süreç yeni güç dağılımını belirliyor. Yükselen sınıflar, gruplar yerleşik düzenin unsurlarından iktidarı, serveti, statüyü almaya çalışıyorlar.

        Hindistan beş hafta süren, 550 milyon seçmenin oy verdiği parlamento seçimlerinin sonunda tarihinde ilk kez milliyetçi Hindistan Halk Partisi’ne (BJP) salt çoğunluğu verdi. Bu seçimlerle birlikte, devleti kuran ve tanımlayan Kongre Partisi, belki de belini bir daha doğrultamayacak şekilde ezildi. Kongre Partisi’nin adayı, Nehru hanedanının son temsilcisi Rahul Gandi idi. Onun şahsında, klasik Hindistan oligarşisi ağır bir darbe aldı, belki de feshedildi.

        Kurucu Başbakan Jawaharlal Nehru’nun, laik, sosyalist, demokratik bir ülke diye tanımladığı Hindistan’ın başında artık laikliği umursamayan, sosyalizmle arası hiç olmayan, demokrasinin azınlıklara yönelik inceliklerinden ne ölçüde nasiplendiği meçhul, Hindu milliyetçisi, 2002 yılındaki büyük Müslüman katliamının baş sorumlusu sayılan bir popülist lider var: Narendra Modi.

        Modi, sınıf ve statü farklılıklarının yarattığı eşitsizliklerin toplumsal yapının her yerine sindiği Hindistan’da göreli olarak alçak statülü bir Hindu kastından geliyor. Babası memuriyetin yanı sıra çaycılık yaptığından kendisi de babasına yardımcı olduğundan seçimlerdeki mücadeleyi Çaycı ile Şehzade (yani Rahul Gandi) arasında bir mücadele diye sundu. Mondi kendisini halkın içinden birisi diye takdim etse de seçim kampanyasında Hindistan’ın zenginlerinden muazzam bir destek aldı.

        Kampanyasında harcadığı paranın tam miktarı da, kaynağı da bilinmiyor. Yalnızca geleneksel medyadaki reklam harcamasının 500 milyon dolar olduğu sanılıyor. Bunda şaşılacak bir durum yok. Modi son 13 yılda Hindistan’ın sermaye açısından en cazip eyaleti sayılan Gujarat’ın Başbakanlığını yapıyor. İşbaşına geldikten sonra sermayeyi eyalete çekmek için gerekli tedbirleri alan, bürokrasideki hantallığı ve yolsuzlukları cezalandıran, teknolojiye önem veren, sermayeyi teşvik eden bir yönetim üslubu sergiledi.

        Gerçi bu büyük ekonomik patlamanın arka planında daha sonraları kendisini özel uçaklarında ağırlayacak işadamlarına neredeyse bedavaya verilen arsalar, kolay krediler olduğu söyleniyor. Dahası Gujarat Eyaleti çocuk ölümleri, fukaralık ve okur-yazarlık oranlarında önemli Hindistan eyaletlerinin gerisinde kalmayı sürdürüyor.

        Tüm bunlar Modi’nin hem üst sınıflardan Hinduları hem de alt sınıflardan, zenginleşme arzusuyla yanıp tutuşan Hinduları cezbettiği gerçeğini gizlemiyor. Pankaj Mishra’nın tespit ettiği gibi, Mondi’nin temsil ettiği neo-liberal ekonomi politikaları ve fakirlerin gözden ırak kalacağı bir tüketici ve yüksek teknoloji cenneti haline gelmiş Hindistan hülyası, kurucu dönemden sonra tüm ulusu heyecanlandıran yegâne proje oluyordu.

        Piyasalar Modi’nin zaferiyle heyecanlanıp Hindistan’ın bir büyük ekonomik patlama yapmasına odaklandı. Bu bakımdan yeni Başbakan uyuyan devi uyandıracak diye heyecanla bekleniyor. Ne var ki aynı Modi, Gujarat’ta yaşanan, emrindeki polislerin Müslümanlara saldıranlara, onları öldürenlere, tecavüz edenlere müdahale ettirmemiş bir siyasetçi.

        Modi, katliamdan sonra Müslümanların sığındığı kamplara “çocuk doğurma merkezleri” demişti. Bağlı olduğu Hindutva ideolojisi, Hindistan’ın Hindu olmayan unsurlardan arınması gerektiğini savunuyor. Bu nedenle Hindistan’ın azınlıkları Hindu çoğunluk ya da piyasalar kadar heyecan duymuyorlar seçim sonuçlarından.

        Hindistan’ın piyasacı kapitalizm, teknokratik otoriterlik ve içe dönük milliyetçilik dönemi dünyaya hayırlı olsun.

        Diğer Yazılar