200 km ile duvara toslamak
Çok doğru söylemiş…
2002 yılında 1.5 milyar dolar olan cari işlemler açığı, 2005 te 23 milyar dolara, 2006 da ise 32 milyar dolara çıktı.
Nereden nereye? (Sayın başbakan iktidarın çalışmalarını ve geldiği noktayı anlatırken bu ifadeyi kullanmayı çok seviyor.)
2002 yılında, yurt içine doğrudan yatırım için gelen para 1.1 milyar dolar.
2005 te bu rakam, 9.7 milyar dolar olmuş, 2006 da ise, 20 milyar doları geçmiş.
Peki, doğrudan yatırım olarak adlandırılan bu para Türkiye’ye ne yapmaya geldi?
Paradan para kazanmaya, bankaları, hizmet sektöründeki karlı işletmeleri ve kamu iktisadi teşekküllerinin rantlı olanlarını satın almaya geldi ve sürekli artan cari açığı kapatmak için kullanılıyor.
Yani yatırım yapmaya, istihdam sağlamaya, know-how üretmeye gelmedi… (Geçtiğimiz yıl sayın Babacan’a verdiğim bir soru önergesi ile, son 4 yılda Türkiye’ye yeni yatırım yapmak için gelen yabancı sermayenin miktarını ve sağladığı istihdamı sormuştum ama hala yanıt alamadım!)
İşte sayın Babacan’ın işaret ettiği tehlike bu.
Giderek artan cari işlemler açığını kapatan bu paranın girişinde bir aksama olursa, Türk ekonomisi duvara toslayacak…
Elimizde sınırsız imkan yok.
Satılacak işletmeler bir gün tükenecek…
Düşük kur-Yüksek faiz uygulamasının cezbettiği sıcak para girişi de bir gün duracak. Bu vahşi rant mekanizmasının (saadet zincirinin) sonsuza dek sürmesi mümkün değil.
İşte o zaman, biz, sanal ekonomi nedir, reel ekonomi nedir farkına varacağız…
???
İki farklı sektörden (reel ekonomiden) örnek vermek istiyorum…
Ülkemizde, yılda 20 milyon gözlük tüketiliyor.
Tüm kullanılan gözlüklerin içinde yerlinin payı % 3.
Türkiye’de 20 adet gözlük fabrikası var ve yıllık kapasiteleri, 10 milyon adet.
Ancak halen yerli üretim miktarı yıllık 600 bin adet ve geçtiğimiz yıllarda 20 fabrikadan 13 tanesi aktif üretimini durdurdu. Çünkü, özellikle Çin’den ithal edilen ucuz gözlüklere, koruma duvarı (gereği kadar vergi) konmadığı için, rekabet edemediler ve kapanmak zorunda kaldılar.
Diğer örnek de, ayakkabı sektöründen…
Türk ayakkabı sektöründe yerli üretim kapasitesi yıllık 400 milyon çift.
Geçtiğimiz yıl 150 milyon çift ayakkabı üretimi gerçekleşti.
Yani sektör % 40 kapasite ile çalışıyor.
Son 3 yıl içinde, sektörde, 160 bin kişi işini kaybetti.
Çünkü ithal ayakkabıda dramatik bir artış var. ( 2000 yılında 9 milyon çift ayakkabı ithal edilmişken, 2006 yılında bu rakam 36 milyon çifte çıktı. )
Bu sektörler, ileri teknoloji istemeyen sektörler.
Ne yazık ki, ithalat ve sıcak para mekanizmasının teslim aldığı sanal ekonomik düzen içinde, rekabet güçlerini kaybediyorlar…
???
Ortada sıcak paranın teslim aldığı vahşi bir rant düzeni var…
Bu düzen, en küçük kırılmalara, risklere dahi tahammülsüz…
Kontrolü de elimizde değil...
Tüm bu sorunların (risklerin) üzerine cesaretle ve gerçekçi bir yaklaşımla gitmesi gerekenler, sorunları halının altına süpürmeyi, günübirlik polemiklerle zaman kazanmayı tercih ediyorlar.
Oysa,
Şart…
???
22 Temmuz seçimleri, ne yazık ki dar bir koridora sıkıştırıldı.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri, rejim kaygıları ve tutarsız vaadler bu seçimin ana teması haline geldi.
Oysa bu ülkenin en önemli gündemi, sıcak paranın teslim aldığı sanal ekonomik modelden kurtulup, üretimin ve istihdamın nasıl sağlanacağıdır.
Siyasetçilerin bunu tartışması ve çözüm üretmesi gerek.
Mevcut gidişle önümüzde iki alternatif var;
Ya sıcak para trafiğindeki kırılmayla, araç duvara toslayacak…
Ya da, kendi haline bırakılırsa, uçuruma gidecek…
Birilerinin bu iki felaket senaryosuna alternatif üretmesi gerekmez mi?