Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yıllık yaklaşık 170 milyar KW saat civarında elektrik üretimimiz var.

        Doğalgazdan 75, ithal kömürden 10, Fuel oil den 5, linyitten 37, hidroelektrik santrallerden ise 39 milyar KW saat elektrik elde ediyoruz.

        Geri kalanını ise diğer enerji kaynaklarından sağlıyoruz.

        Yıllık doğalgaz tüketimimiz 32 milyar metreküp.

        2020 yılında ise tahminlere göre bu rakam 83 milyar metreküpe çıkacak. Ve büyük oranda dışa bağımlı olacağız.

        Mevcut verilere göre, enerji maliyetlerinde dünyanın ilk sıralarında bulunuyoruz. OECD ülkeleri arasında ise enerjiyi en pahalı kullanan ülkelerden biriyiz.

        (Benzinin litresi 2.3 dolar, elektriğin KW saati ise 10 cent. ABD’de ise benzin 0.59 dolarken, elektrik 5 cent.)

        Bilinen 10.6 milyar ton kömür rezervi ile, dünyada 12. sıradayız.

        Türkiye bu kadar önemli rezervlere rağmen, elektriğinin % 23 ünü kömürden elde ederken, Çin % 76 sını, Polonya ise % 92 sini kömürden elde ediyor.

        Dünya elektrik enerjisinin % 17.4 ü doğalgazdan sağlanırken, Türkiye elektriğinin % 45 i doğalgazdan elde ediliyor. (Doğalgazda ise tam olarak ipotek altındayız.)

        Yıllarca uygulanan sömürge modeli enerji politikaları, rant anlayışı ile de birleşince ne yazık ki karşımıza bu kahredici rakamlar çıkıyor…

        · Su kaynaklarınızın % 65 ini kullanamıyoruz. (Hidroelektrik santrallerden elde edilen elektriğim KW saat maliyeti 1-3 cent iken, doğalgaz çevrim santrallerinden elde edilen elektriğin ortalama maliyeti 11-13 cent)

        · Linyit kaynaklarınızın 2/3 üne hiç el sürmüyoruz. (Termik santrallerimiz yetersiz. Afşin-Elbistan C-D santrallerinin ihalesi neden durduruldu merak ediyorum!)

        · 500 000 konutu ısıtacak kadar jeotermal enerji kaynağına sahibiz, ancak bunun çok küçük bir kısmından yararlanabiliyoruz.

        · Çok önemli bir rüzgar enerjisi potansiyelimiz var, ama bununla ilgili hala rasyonel bir adım atamadık.

        · Doğalgaz ve petrol kaynaklarımızı kendi milli şirketlerimizle arayamıyoruz. Yabancı şirketlerin, ‘Petrol yok!’ iddialarına inanmak zorunda kalıyoruz. (Urfa’lı bir çiftçinin tarlasında, 70 metreden çıkan petrol bile aklımızı başımıza getirmiyor.)

        Sonra da enerji vanalarını başkalarına teslim edip, dünyanın en pahalı enerjisini tüketiyoruz.

        · İtalyanların enerji sahaları satın almak için Kazakistan’a kadar gittiği, Çin’in Sudan ve Nijerya’da petrol alanlarını neredeyse tamamen kapattığı bir dönemde yaşıyoruz.

        · Enerji havzalarının uluslararası politikaları belirlediği bir dönemde yaşıyoruz.

        · Ülkelerin varlıklarını sürdürme ve güçlenme çabalarında enerjinin çok belirleyici olduğu bir dönemde yaşıyoruz.

        ???

        Türkiye, kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya. Barajlardaki su seviyesi önemli ölçüde düştü.

        Fırat Havzası’ndaki azalma % 35 ler civarında. ( Doluluk oranları, Atatürk Barajı’nda % 55, Keban Barajı’nda % 65, Karakaya Barajı’nda ise, % 70.)

        Ege Barajları’nda ise doluluk % 50-55 civarında.

        Türkiye’de kullanılan elektriğin % 48 ini EÜAŞ üretiyor. % 52 si ise, yap-işlet, yap-işlet-devret projeleri ve oto prodüktörler tarafından sağlanıyor.

        EÜAŞ’ın ürettiği elektriğin % 42 si ise, (su seviyesi gittikçe azalan) hidroelektrik santrallerden sağlanıyor.

        ???

        Bu yıl yaşanan kuraklık ve yüksek seyreden hava sıcaklıkları, pek çok riski de beraberinde getirdi.

        Tüketilen elektrik miktarında ciddi artışlar var.

        Termik santraller şu anda % 110 kapasite ile çalışıyor.

        (Özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde klimalar nedeni ile tüketim çok arttı.)

        Klima sayısında dramatik artışlar var. Çoğu da ucuz Çin malı klimalar.

        Bunlar geri teknoloji ürünleri oldukları için kendileri ucuz ancak, tükettikleri elektrik miktarı çok yüksek. Neredeyse, diğerlerinin iki katı kadar.

        Urfa, Mardin ve Diyarbakır gibi, genellikle klima kullanımın yoğun olduğu bölgelerimizde ise, kaçak kullanılan elektrik miktarı % 80 lere varıyor. (Türkiye genelinde, % 21 civarında.)

        ???

        EÜAŞ’ın ürettiği elektriğin yaklaşık % 4 ü Kuzey Irak’a satılıyor.

        (ABD’nin talebi ile yapıldığına adım gibi emin olduğum bu satıştan Türkiye ne kadar zarar ediyor, belli değil. Çünkü Kandil Dağı’nda bile kullanılan bu elektrik, Türkiye’de satılan fiyatın yarısına veriliyor. 5307 Sayılı Yasanın Geçici 6. maddesinin, bu satışın yapılabilmesi için çıkartıldığını, acaba oy veren milletvekillerinden kaç tanesi biliyor? )

        Yunanistan’la yeni yaptığımız anlaşma gereği, yılda yaklaşık 200 milyon KW saat elektrik satacağız. Bu da orta büyülükte bir termik santralin yarı kapasitesi demek.

        ???

        Rakamları alt alta yazıp yorumlayacak olursak;

        · Elektrikte büyük ölçüde dışa bağımlıyız.

        · Üretim maliyetlerimiz çok yüksek.

        · Ulusal kaynaklarımızı, yeteri ve gereği kadar kullanmıyoruz.

        · Hatalı politikalar nedeni ile, irtifa kaybediyoruz ve geleceğimizi ipotek altına alıyoruz.

        ???

        Peki ne yapılmalı?

        · Önce enerji tüketimi konusunda halkın bilinçlenmesi gerek. (Politikacıların bilinçlenmesi bana göre daha önemli!) Daha az elektrikle, daha fazla verim almanın yöntemleri anlatılmalı, tasarruf öğretilmeli.

        · Yerli enerji kaynaklarının kullanımı ile ilgili, gerçekçi, uzun vadeli ulusal politikalar oluşturulmalı.

        · Elektrikteki kayıp-kaçakla (Brezilya örneği çok başarılıdır.) ciddi olarak mücadele edilmeli. (Oy kaybetme kaygısı taşıyan siyasetçilere bunun ne kadar başarılabileceği tartışmalı.)

        · Kuzey Irak’a yapılan kelepir elektrik satışı derhal durdurulmalı.

        · Nükleer santral projeleri her yönü ile ele alınıp tartışılmalı.

        ???

        Evet sevgili okurlarım.

        Elektrikte durum bu!

        El kesesinden ağalık yapılıyor ve yarınlar ipotek altına alınıyor…

        Yarınların aydınlık mı, karanlık mı olacağını siz tahmin edin…

        Diğer Yazılar