Ümit Zeybek'le Söyleşi: Spor Performansı Eğitimleri
Türkiye’de psikologlar, genelde kliğine yönelirken deneysel psikoloji, endüstri psikolojisi ve spor psikolojisi gibi alanlar da gelişmekte. Sporda verimliliğini arttırmak için bedensel ve genetik yaklaşımlar, psikoloji, beslenme ve diyetetik gibi dallar öne çıkıyor. Son zamanlarda TFF ya da bazı derneklerin sporda verimliliği arttırmak için düzenlediği sertifika programlarının sayısı arttı. Spor kulüplerine, özellikle de alt yapıda daha profesyonel hizmet vermeleri için yönlendirmelerde bulunan Türkiye Futbol Federasyonu, alanın eğitim kalitesini arttırmayı hedefliyor.
Gelişmeleri değerlendirmek için sporda performans artışı çalışmaları yapan, Tıbbi Biyokimya ve Moleküler Tıp uzmanı Prof. Dr. Ümit Zeybek’le sporda verimlilik üzerine konuştuk.
Metabolik hastalıkların moleküler mekanizmaları, spor ve beslenmede biyokimyasal ve genetik etkileşim üzerine çalışıyorum. Sportif performans ve genetik araştırmalarım 2002’de başladı. Beslenme ve spor ilişkisi dışında obezite, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar da ilgi alanım. Bu alanlarda biyokimyasal ve genetik yaklaşımları benimseyerek araştırma ve ürün geliştirme çalışmalarım (Üniversite, TÜBİTAK, KOSGEB ve Teknokent) sürüyor.
Sporla ilişkim ilkokul ve ortaokul dönemlerinde başladı. Hem çocukluk dönemlerinden genç yaşların bitimine kadar faal sporcu (basketbol, atletizm ve futbol) hem de sonrasında izleyici olarak sporla iç içeyim. Halihazırda bazı spor kulüpleri ve akademilerindeki kurul ve komitelerde çalışmalarım ve üyeliklerim var.
Ülkemizde sportif danışmanlık ve spor psikolojisi alanlarında akademik oluşum sorunu var. Üniversiteler ilgili konularda lisans ve lisansüstü eğitimi açısından girişimler yapmalı. Söz konusu alanlardaki açıklar, çeşitli sektörel kurumların sertifika eğitimleriyle giderilmeye çalışılıyor. Ancak sunulan eğitimlerin içerikleri ve eğiticilerin formasyonları iyileştirilmeli.
Bu konular yanında ‘Spor Yönetimi ve Organizasyonu’, 'Spor, Metabolizma ve Genetik’ başlıkları, hatta belki de ‘Spor Mühendisliği’ gibi üst başlıklar da oluşturulabilir.
Performans Danışmanlığı ve Spor Yönetimi üzerinde yoğunluk var. Bunun dışındaki alanlarda sertifikalı kişisel kurslar düzenleniyor. Uzmanlıkları ve deneyimleri dikkate alınarak davet edilen eğitimcilerin yer aldığı, ikili ilişkilerin gözetilmediği organizasyonların sayısı az.
Spor Yönetimi akademik alan olarak var. Diğer dallar Spor Fakülteleri, Spor Yüksekokulları, Beslenme ve Diyetetik Bölümlerinin lisans eğitimlerinde ders olarak var. Türkiye’deki üniversitelerin fakülte ve bölümlerindeki ilgili ders içerikleri kesinlikle revize edilmeli ve revizyona ayak uydurabilecek öğretim üyelerinin görev yapması gerekli.
Federasyonların alanla ilgili sertifika girişimleri kısıtlı da olsa var. Eğitim içerikleri ve eğitimcilerin nitelikleri arttırılmalı. Zira ilgili federasyonlarla bağlantılı kurslar bir yerde kulüp ve federasyon bünyesinde görev yapabilmek için zorunlu eğitimler. İşte böyle bir avantaja sahip olan kurumsal eğitimlerin kalitesi iyileştirilmeli. Eğer gerçekten spora hizmet edilmek isteniyorsa güncel ve yenilikçi yaklaşımlar şart. Bunun yanında kişisel çekişmelerden uzaklaşarak Spor Bilimleri ve Psikoloji alanlarındaki derneklerin, aktif ve multidisipliner anlayışla faaliyet gerçekleştirmelerini önemli görüyorum.
Türkiye’de ‘sportif direktörlük’ gibi bir kavram üzerinden kulüplerde organizasyonlar yapılıyor. Ancak üstünde durmaya çalıştığımız bir formatta multidisipliner yaklaşımlı sportif danışmanlık hizmeti, benim bildiğim kadarıyla hiçbir kulüp bünyesinde yer almıyor. Kurgulanmaya çalışılan oluşumların hep bir ya da birkaç ayağı eksik. Tekrar vurgulamak gerekirse; Spor Mühendisliği şeklinde adlandırılabilecek ve kişisel katılımla paylaşımların optimize edildiği bir yapı vücuda getirilmeli ve kalıcılaşmalı. Yöneticilerin vizyon ve misyonu buna uygun olmalı. Parayı verip düdüğü çalarım zihniyeti terk edilmeli. Alt yapılarda da maalesef benzer durum yaşanıyor. Bunu duyup “Yo biz bunları yapıyoruz.” diyen olursa, lütfen karşı karşıya gelip ne yapılıp ne yapılmadığını bir masaya yatıralım ve üzerinde tartışalım. Nelerin eksik kaldığını o da anlayacaktır. Sadece Spor Psikolojisi değil, sportif performans (mental ve fiziksel) açısından danışmanlık desteği almanın da Türkiye’de hak ettiği seviyede olmadığını düşünüyorum. Şartların zorluğu ortada. Spora hizmet edebilecek ve tüm disiplinlerin iş birliğini içeren proje ve yaklaşımlar oluşturulmalı. Gerçekten sporu kalkındıracak, sadece bazı insanların kişisel isteklerine hizmet etmeyen proje ve oluşumlar spora katma değer sağlar.
Bazı kişilerin ve özel kuruluşların yeterlilik açısından girişimleriyle ilişkili uygulamalar olabiliyor. Türkiye’de akademik alt yapıyla ilişkili Spor Psikolojisi uzmanlığı henüz verilmemektedir. Son dönemlerde bazı özel girişimler ve sertifika programları düzenlenmeye çalışılmaktadır.
İstanbul Üniversitesi’yle gerçekleştirilen bir proje ortaklığı diyebiliriz. Metabolik, genetik, psikolojik ve bazı fiziksel performansa yönelik verileri değerlendirecek şekilde multidisipliner bir çalışma ortamı söz konusu. Ayrıca Galatasaray gönüllüsü olmamın verdiği motivasyonla başlanmış bir süreç. Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu’nun koordinatörlüğündeki Ar-Ge grubumuz genetik, psikolojik ve metabolik temelli, çarpıcı veriler elde etmiş durumda. Zaman zaman kulüpte çıktıların paylaşımları yapılmaya çalışıldı ve devamının geleceğini düşünüyoruz. Bu tür bir uygulamada bizim gibi organik bağı olmayan ancak sportif bakımdan önemli seviyede katkı sağlayacak uzmanların, kulüplerin ilgili alanlardaki görevlileriyle birlikte yol alması önemli. Ancak genel olarak bakıldığında kulüplerin hemen hemen hepsinde adı geçen uzmanlıklara ve bakış açısına sahip kişilerde yaşanan eksiklikler, multidisipliner yaklaşımın gerçekleştirilmesini engelliyor.
Öncelikle spora hizmet eden tüm paydaşların paylaşımcı olması gerekiyor. Her türlü egodan uzak şekilde birlikte çalışabilme ve birbirlerinin uzmanlık alanlarına saygı duyabilme benliği sergilemeliler. Yıllardır kulüplerin alt yapılarında gözlenen bu çatışma, hemen hemen tüm branşlarda kalıcı başarıya ulaşmayı ve verimliliği yüksek sporcu yetiştirebilmeyi engellemektedir. Sahada spora yıllarını vermiş kişilerden ve konuya akademik farklılık ve farkındalıkla bakan bilim insanlarından yararlanmanın zamanı geldi geçiyor. Spor kulüpleri ve üniversite/akademik oluşumlar sentezi her türlü kısır çekişmeden uzak biçimde ortaya konulmalıdır. Diğer yandan bu tür gelişmeleri gündeme getirerek yönlendirici olabilecek spor medyasıysa hiçbir yerde ve hiçbir zamanda bu tür çabaları önemsemiyor. Reyting kaygısı yüzünden akademik girişimler yazılı ve görsel ortamda değer bulmuyor. Hatta sosyal medyada da. Maalesef benzer durumu katıldığım ya da konuşma yaptığım spor kongrelerinde de gözlemledim.
Gerçekçi olmak gerekirse Türkiye’deki sporcuların (özellikle Türklerin) doğru kişi ya da kurumlardan uygun desteği alıp almadıkları çok tartışmalıdır. Sayı verilebilecek ölçüde elle tutulur bir veri bulunmuyor. Konuya akreditasyon kavramı da girerse yanıt tam bir muamma. İşin içine tanıdığın tanıdığı, menajerin istediği ya da bazı çıkarların da girebildiğini düşünülürse sporcuya destek içeriği ve pozitif yansıma olasılığı tartışmakla bitmez. Sporculara bu tür multidisipliner yaklaşıma, sadece ve sadece kendi belirlediği uzmanlar olmadığı için engel olan menajer zihniyetinin bulunduğu ortamlarda kalıcı gelişimler zor gözüküyor.
Özellikle ‘Spor Bilimleri’ alanlarında gerçekleştirilmesi gerekiyor. Türkiye’de yıl içinde birçok kongre, sempozyum ya da eğitimler düzenleniyor. Ancak çeşitli nedenlerden ve ortaya çıkan çekişmelerden kaynaklı olduğunu düşündüğüm, bilimsel etkinliklerin çıktılarına ait yaygın etkilerin düşük kaldığını görüyoruz. Kişiler birebirde tartıştığı söylemleri yaygın etki sağlayacak ortamlarda paylaşmaktan imtina edebiliyorlar.
Akademik bir alt yapı kazandırmak önemli. Lisans eğitimleri yenilikçi ve günümüz koşullarına uyarlanmış olmalı. Anabilim dalları klasik formatın dışına çıkabilmeli, ders müfredatları ve uygulama içerikleri temel bilgilerin dışında daha inovatif ve spora hizmet edebilecek ve her alanı kapsayacak şekilde organize edilmeli. Lisansüstü eğitimleriyse gerçekten spor bilimlerinin ilgili konularında farklılık yaratacak biçimde yürütülmeli. Hem eğitimcilerin hem de eğitime talip olanların seçim koşulları optimize edilmeli. Türk sporuna hizmet edecek donanımda olunması gerektiği fark edilmeli. Bir diğer problem alt yapısı kuvvetli olan mezunların, sektörde değer bulabilme potansiyelleri. Maalesef bu oran düşük seviyede. Böyle bir veri, eğitim sürecine yeni girecekleri ya da süreç içinde bulunanları olumsuz etkilemektedir. Diğer yandan yönetici konumlarında da akademik özellikler ve bilgi birikimleri, deneyimlerle birleştirilerek değerlendirilmeli.
Yurt dışı örnekleri oldukça fazla, ancak yurt içi literatür için aynı şeyi söylemek zor. Niteliklerinin yükseltilmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Son dönemde bazı çeviriler var. Ayrıca, sanırım bu yıl içinde, spor alanına hizmet edebileceğine inandığım bazı kitaplar basıma girdi ya da girme aşamasında.
Daha önce düzenlenmiş genetik, sportif performans ve metabolik etkileşim gibi konuların yer aldığı kongre, sempozyum ve sertifika eğitimlerine katıldım. Düzenlediklerim de oldu. Bu yıl içinde farklı disiplinleri buluşturacak etkinlikler planlamaktayım. Başkanı olduğum Türk Moleküler Tıp Derneği’nce düzenlenen Ulusal ya da Uluslararası Moleküler Tıp Kongrelerinde, spor bilimleriyle bağlantılı değişik disiplinleri buluşturacak konuşma ve tartışma ortamları yaratıyorum. Yine bazı spor bilimleri kongrelerinde bana verilen olanaklar dahilinde benzer paneller düzenliyorum. Medyatik yan ön planda olmadığı için yazılı ve görsel basına az yansıyor.
Eğitimi birlikte gerçekleştireceğim kişilerin (sadece spor alanı değil her alan için) uzmanlık konuları, bu alanlardaki bilgi birikimi ve deneyimlerini ön planda tutuyorum. Maalesef günümüz koşullarında kişilerin medyatik yönleri akademik temellerinden daha çok önemsenmekte. Böyle durumlarda aktarılan ve sonrasında kullanılan bilgiler eksik ya da hatalı olabiliyor. Akademik etiğe dikkat edenlerle birlikte hareket etmek çok önemli.
- Öğretmenlik ve duyguya dayalı sınıf2 yıl önce
- Çocuklar ve Felsefe2 yıl önce
- Erken çocukluk dönemi neden önemli?2 yıl önce
- Afet mağduru çocuk ve gençler2 yıl önce
- Otizm ve çocuklar3 yıl önce
- Yazın çocuklarla yapılacaklar3 yıl önce
- Aile Hizmetleri4 yıl önce
- Çocuk ve Çalışan Ebeveyn4 yıl önce
- Uygulamalarda aile denetimi5 yıl önce
- Çocuk kodcular5 yıl önce