PEZEŞKİYAN'DAN AMERİKAN HALKINA MEKTUP
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Amerikan halkına seslendiği mektubunda şu ifadelere yer verdi:
"İran halkı, Amerika, Avrupa veya komşu ülkelerin halkları dahil, hiçbir millete karşı düşmanlık beslemez. Gururlu tarihleri boyunca yabancı müdahaleler ve baskılarla defalarca karşı karşıya kalmalarına rağmen, İranlılar hükümetlerle o hükümetlerin yönettiği halkları her zaman birbirinden net bir şekilde ayırmıştır."
Pezeşkiyan kendilerini savunduklarını işaret ederek, "İran’ın yaptığı ve sürdürmekte olduğu şey, tamamen meşru savunma hakkına dayanan ölçülü bir tepkidir. Bu, asla bir savaş başlatma veya saldırganlık değildir." ifadelerini kullandı.
İran Cumhurbaşkanı, mektubunda şu sorulara da yer verdi:
"Bu savaş gerçekten Amerikan halkının hangi çıkarlarına hizmet ediyor? İran’dan gerçekten böyle bir tepkiyi haklı çıkaracak objektif bir tehdit mi vardı? Masum çocukların öldürülmesi, kanser ilaçları üreten fabrikaların yıkılması ya da bir ülkeyi “taş devrine döndürmekle” övünmek, Amerika’nın dünya üzerindeki itibarını daha da zedelemekten başka neye yarıyor?"
Pezeşkiyan öte yandan, İran tarihine atıfta bulunarak, "İran—tam da bu adı, karakteri ve kimliğiyle—insanlık tarihindeki en eski kesintisiz medeniyetlerden biridir. Tarihsel ve coğrafi avantajlara çeşitli dönemlerde sahip olmasına rağmen, İran modern tarihinde hiçbir zaman saldırganlık, yayılmacılık, sömürgecilik ya da tahakküm yolunu seçmemiştir. İşgal, istila ve küresel güçlerin sürekli baskısına maruz kalmasına ve birçok komşusuna karşı askeri üstünlüğe sahip olmasına rağmen, İran hiçbir zaman bir savaşı başlatmamıştır. Buna karşın kendisine saldıranlara karşı kararlılıkla ve cesaretle karşı koymuştur."
Pezeşkiyan ayrıca, bölgedeki ABD üslerini işaret ederek, bu askeri varlığın tehdit edici olduğuna dikkat çekti:
"Aynı çerçevede Amerika Birleşik Devletleri, kuruluşundan bu yana en azından hiçbir zaman savaş başlatmamış bir ülke olan İran’ın çevresinde en büyük askeri güç, üs ve kabiliyet yoğunlaşmasını gerçekleştirmiştir. Bu üslerden son dönemde gerçekleştirilen Amerikan saldırıları, böyle bir askeri varlığın ne kadar tehdit edici olabileceğini açıkça göstermiştir. Doğal olarak, bu koşullarla karşı karşıya kalan hiçbir ülke savunma kapasitesini güçlendirmekten vazgeçmez. İran’ın yaptığı ve yapmaya devam ettiği şey, meşru öz savunmaya dayanan ölçülü bir tepkidir; hiçbir şekilde bir savaş ya da saldırganlık başlatma değildir."
ABD ile İran'ın uzak geçmişte düşman olmadığını vurgulayan Pezeşkiyan, mektubunda şu ifadeleri kullandı:
"İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler başlangıçta düşmanca değildi ve İran ile Amerikan halkları arasındaki ilk temaslar da düşmanlık ya da gerilim içermiyordu. Ancak dönüm noktası 1953 darbesidir—İran’ın kendi kaynaklarını millileştirmesini engellemeyi amaçlayan yasadışı bir Amerikan müdahalesi. Bu darbe İran’ın demokratik sürecini kesintiye uğratmış, diktatörlüğü yeniden tesis etmiş ve İran halkında ABD politikalarına karşı derin bir güvensizlik oluşturmuştur. Bu güvensizlik, Amerika’nın Şah rejimine verdiği destek, 1980’lerdeki dayatılmış savaşta Saddam Hüseyin’e verdiği destek, modern tarihin en uzun ve kapsamlı yaptırımlarının uygulanması ve nihayetinde müzakereler sürerken iki kez gerçekleştirilen provokasyonsuz askeri saldırılarla daha da derinleşmiştir.
Buna rağmen tüm bu baskılar İran’ı zayıflatmamıştır. Aksine ülke birçok alanda güçlenmiştir: okuryazarlık oranı İslam Devrimi öncesinde yaklaşık %30 iken bugün %90’ın üzerine çıkmıştır; yükseköğretim büyük ölçüde genişlemiştir; modern teknolojilerde önemli ilerlemeler kaydedilmiştir; sağlık hizmetleri gelişmiştir; altyapı geçmişle kıyaslanamayacak bir hız ve ölçekte büyümüştür. Bunlar, üretilmiş anlatılardan bağımsız, ölçülebilir ve gözlemlenebilir gerçeklerdir.
Bununla birlikte, yaptırımların, savaşın ve saldırganlığın dirençli İran halkının yaşamları üzerindeki yıkıcı ve insanlık dışı etkileri hafife alınmamalıdır. Süregelen askeri saldırılar ve son bombardımanlar, insanların yaşamlarını, tutumlarını ve bakış açılarını derinden etkilemektedir. Bu durum temel bir insani gerçeği yansıtır: savaş insanların hayatlarına, evlerine, şehirlerine ve geleceklerine onarılamaz zararlar verdiğinde, insanlar buna neden olanlara karşı kayıtsız kalmaz."
Pezeşkiyan, ABD halkına seslendiği mektubunda, İran'ın müzakerelerde üstüne düşeni yaptığını ifade etti:
"İran müzakerelere katılmış, bir anlaşmaya varmış ve tüm yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Bu anlaşmadan çekilme, çatışmayı tırmandırma ve müzakereler sürerken iki saldırı gerçekleştirme kararı ABD hükümeti tarafından alınmış yıkıcı tercihlerdir—bu tercihler yabancı bir saldırganın hayallerine hizmet etmiştir.
İran’ın enerji ve sanayi tesisleri dahil hayati altyapılarına yönelik saldırılar doğrudan İran halkını hedef almaktadır. Bu eylemler yalnızca bir savaş suçu teşkil etmekle kalmaz, aynı zamanda İran sınırlarının çok ötesine uzanan sonuçlar doğurur. İstikrarsızlık üretir, insani ve ekonomik maliyetleri artırır ve yıllarca sürecek gerilim döngülerini besleyerek kalıcı bir kin tohumu eker. Bu bir güç gösterisi değildir; bu, stratejik bir şaşkınlığın ve sürdürülebilir bir çözüm üretememenin göstergesidir.
Amerika’nın bu saldırganlığa İsrail adına bir vekil olarak girdiği, bu rejimin etkisi ve yönlendirmesi altında hareket ettiği doğru değil midir? İsrail’in, İran tehdidi üretmek suretiyle Filistinlilere karşı işlediği suçlardan küresel dikkati başka yöne çekmeye çalıştığı açık değil midir? İsrail’in şimdi İran’a karşı son Amerikan askerine ve son Amerikan vergi dolarına kadar savaşmayı hedeflediği, kendi yanılsamalarının yükünü İran’a, bölgeye ve bizzat Amerika Birleşik Devletleri’ne yüklemeye çalıştığı ortada değil midir?"
Pezeşkiyan mektubunda ayrıca şunları belirtti:
"Sizi, bu saldırganlığın ayrılmaz bir parçası olan dezenformasyon makinesinin ötesine bakmaya davet ediyorum—ve bunun yerine İran’ı ziyaret etmiş kişilerle konuşmaya. İran’da eğitim almış ve bugün dünyanın en prestijli üniversitelerinde ders veren ve araştırma yapan ya da Batı’daki en ileri teknoloji şirketlerine katkı sağlayan başarılı İranlı göçmenleri gözlemleyin. Bu gerçekler, İran ve halkı hakkında size anlatılan çarpıtmalarla örtüşüyor mu?
Bugün dünya bir yol ayrımında durmaktadır. Çatışma yolunda ilerlemek artık her zamankinden daha maliyetli ve daha sonuçsuzdur. Çatışma ile etkileşim arasında yapılacak tercih hem gerçektir hem de sonuçları itibarıyla belirleyicidir; sonucu gelecek nesilleri şekillendirecektir. Binlerce yıllık gurur dolu tarihi boyunca İran, birçok saldırganı geride bırakmıştır. Onlardan geriye yalnızca tarihte lekelenmiş isimler kalmıştır; İran ise dirençli, onurlu ve gururlu bir şekilde varlığını sürdürmektedir."